10 Temmuz 2009 Cuma
07 Temmuz 2009 Salı
Sen Öldüğünü mü Sanıyorsun ? #2
Halit Çapın (1936 - 2006)Aslında bugün değil, 29 Temmuz Usta'nın ölüm yıldönümü.. Ama bizim iş tempomuz malum. Büyük Usta İslam Çupi'yi gecikmeli yad etmiştik. Bir diğer Büyük Usta'da, bir diğer Büyük Fenerbahçeli'de bari geç kalmayalım dedik.. Ruhun şad olsun Büyük Fenerbahçeli Halit Çapın.. Seni, kalemini ve Fenerbahçeliliğini çok özlüyoruz.. Özlüyoruz çünkü bizler de sencileyin Fenerbahçelileriz.. Nur içinde yat...
Halit Çapın'ın 1987 yılındaki olaylı ve kavgalı FB-Samsunspor (0-0) kupa maçından sonra Fenerbahçe Kulübü ve futbolcularına dönemin Ali Uras federasyonu tarafından verilen cezalardan sonra kaleme aldığı yazı:
BİZ FENERBAHÇELİ'YİZ.. BİZDEN ÇOK ADAM ÇIKAR..
Merhum peder gece rüyama sokuldu usul usul... Ölürken olduğundan daha üzgündü kahrolayım... Ve dahi kırgın ve küskün... Düşleri yönetmek olanaksız...
-"Ne oluyor Fenerbahçe'ye? " diye sordu kaşları çatık...
Özlemiştim...
-"Senin Fenerbahçelilerin çoğu zaten olduğun taraftalar... Kalanlar yaşadıkları halde, sen nasılsan öyleler kanımca... O efsane kişiler, Cihat'lar, Murat'lar, Ahmet'ler, Selahattin'ler, Kamil'ler, Erol'lar, Müjdat 'lar, Fikret'ler, Halit, Lefter, Suphi, Can'lar ve diğerleri, o birbirine forma devreden yenilmez armada... Onlar bu dünyada kahırrrr... Aldırma, senin Fenerbahçe'n değil şimdikiler... İyi ki ölmüşsün... Şimdikiler devşirmeler... Ama taraftar senin taraftarın... Sencileyin bir taraftar... O yüzden oralarda sıkma canını... Sen gösterdin, senlen bildik: Biz Fenerbahçe'liyiz... Bizden çok adam çıkar...
Galatasaray, Beşiktaş, Trabzon, Samsun, Altay, Gençler, Ankaragücü ve diğerleri ve hepsi olmazsa Fenerbahçe olmaz.. Kabulümdür... Ama Fenerbahçe yoksa saydıklarımın hiçbiri olmaz.. Bu lafım doğrudur... Fenerbahçe 20 milyon taraftarıyla, değil Türkiye'de; dünyada bile başka bir türlü olaydır. Fenerbahçe Mit'tir. Bilmeyenler bilenlere sorar... Dışlayın Beşiktaş'la Galatasaray'ı.. Anadolu takımları sahada yokken, Fenerbahçe Bursa'ydı... Fenerbahçe Samsun'du... Antalya idi, Malatya idi, Zonguldak'dı, Kocaeli, Diyarbakır idi... Abartmasız Fenerbahçe Türkiye idi... Diğerleri devede kulak idi...(Ben de senin !)
Şimdi bana gine küfürler yağacak, telefonla mektupla... Bütün sülalem yıkanacak bir güzel... Vızzz ! Ben her sabah besmeleyle evden çıkarken, "Beş misli fazla" demeyi alışkanlık haline getirmişim... Ona göre.. "Düt demeye dudak gerek"...
Rahmetli Şükrü Gülesin'in bir lafı vardır, diline pelesenk ettiği: Türkiye'de her çocuk Fenerbahçeli doğar, sonra takım değiştirir" diye... (Türkiye İstanbul, Ankara, İzmir değildir sadece) Elinizi yüreciğinize koyun -Yüreciğiniz dedim de Sayın Başkan: Gün gelecek... Yüreciğiniz dizlerini dövecek- öyle yapıp içinizden cevaplayın. Sen Samsun'lu kardeş, sen Malatya'lı, sen Antalya'lı, siz siz hepiniz kardeşler, milli lig kurulmadan neredeydiniz ? Kimle aynı yürek, kimle beraberdiniz ? Sağolun...
20 Milyondan fazla taraftarı olan, her oynadığı takımı ihya eden, bu takıma gönül koymuş kişilere babalarından miras olarak ne kasa kalmıştır, ne malikane... Fenerbahçeliler'in baba mirası Fenerbahçelilik'tir... Ve Fenerbahçeliler gerektiğinde baba mirasını korumayı bilirler... Spor yaparken dövüşmek ayıp ötesi... Anca ben onbeş yıl polis muhabirliği yaptım, en azından yüz cinayet gördüm... Bunların doksanında gerçek katil öldürülendi... Belirtmekte yarar vardır. Siz ne dersiniz Hasbi Bey Ağa ? Evet sporda, sporcularda bazı şeyler ayıp... Amma velakin daha çok yakınlarda, Çok sayın Ali Uras, televizyonda Fenerbahçe'yi nasıl ameliyat ettiğini beşuş bir çehre ile anlatırken ağzındaki Havana Puro az kala bıyıklarını yakayazdı... Az daha gözlerime gireyazdı... Bereket arkam ekrana dönük değildi... Odaya üflediği duman hala duruyor...
Sonra bu en büyük ameliyat sahibi zatın bir lafını okuyorum gazetelerde, gülmekten azkala altıma edeyazdım şu terso günlerimde... Neymiş efendim: "Babıali camiası biraz fazla sarı-lacivertli" imiş üstad için... Camialtı camiası da öyle, ne kadar camia varsa da öyle... Sahi yeni mi öğrendiniz ? Sahayı neden kapattınız ? Kulübü de kapatsanıza... Nasıl olsa şimdi siz 20 milyon kişiyi cezalandıran en büyük Nürnberg değil misiniz ? Fenerbahçe altıncı da, onaltıncı da olsa öcü değil mi ? Fenerbahçe şimdilerde, sadece ismiyle bile bazılarını prostat eder, gecede dört defa teşaşüre kaldırır... Sahi sahayı neden kapattınız ?
Gelecek kuşak Fenerbahçeliler, birilerini ne bir "eski basketbolcu", ne bir "eski Prof." diye anımsayacaklar... Onlar bu olay anlatıldığı zaman kendilerince bilecekler kim olduğunu... Şöhretini, ölümsüzlüğünü, zannımca bu Fenerbahçe Ameliyatı'na borçlu olacak...
Diyorum ki, ben de ölümsüzleşmek için, acep güpegündüz bir saatte gidip Yeni Cami'nin oralarda bir yere yestehlesem mi ?..
Not: Yestehlemek (Lugatı aç bak !)
Halit Çapın - 1987
02 Temmuz 2009 Perşembe
Armaların Anlamları 22 - Botafogo FR
Armaların Anlamları serisinin 22.bölümünde Brezilya futbolunun önde gelen kulüplerinden Botafogo'nun armasına değineceğiz. Tam adı "Botafogo de Futebol e Regatas" olan, Rio de Janeiro'nun sahil semti Botafogo'da 1904 yılında kurulan kulübün arması 1942 yılından bu yana kullanılıyor. Hikayesi şöyle; Botafogo'da önce 1894 yılında "Clube de Regatas Botafogo" adında bir kürek kulübü kuruluyor. Malum, Brezilya'da kürek sporu en eski ve köklü spor. Hemen hemen tüm kulüplerin bir kürekçilik geçmişi var. Bu kulüp faaliyetine devam ederken bu kez 1904 yılında aynı semtte "Botafogo Football Club" isminde bir futbol kulübü kuruluyor. Her iki kulüp de 1942 yılına kadar ayrı ayrı faaliyetlerine devam ediyorlar. Daha sonra da 8 Aralık 1942 tarihinde birleşip "Botafogo de Futebol e Regatas" adıyla tek kulüp haline geliyorlar. Arma da bu birleşmeden sonra oluşuyor. Portekizce "Estrela Solitaria" denen, Türkçe karşılığı "Tek Yıldız" anlamına gelen arma, birleşmeyi oluşturan iki kulüpten biri olan kürek kulübünden geliyor. Kürek kulübünün arması tek yıldız ve çapraz duran iki kürekten oluşurken, birleşmeyi oluşturan diğer kulüp olan futbol kulübünün arması da BFC harflerinin oluşturduğu bir kombinasyon.. Birleşmeden sonra harf kombinasyonu ve kürekler atılarak (ki bizce de gayet akıllıca bir iş yapılarak) tek yıldızdan oluşan gerçekten çok sade ancak bir o kadar da güzel bir arma ortaya çıkartılıyor. Arma kürek kulübünden alındığı için, kuruluş tarihi de futbol kulübünden alınarak 1904 olarak kabul ediliyor. Botafogo'nun şahsi olarak da çok beğendiğimiz arması "Estrela Solitaria" nın hikayesi böyle...Alemin Gözü Yaşlı, M.Jackson Beşiktaşlı
Bunu bloga not düşmesek olmazdı.. Yaratıcılık mı dersiniz, espritüellik mi dersiniz, zekilik mi dersiniz artık size kalmış. Bu pankartı gördüğümde dakikalarca güldüm ben. Gerçekten çok iyi, komik, yaratıcı ve nazik.. Daha önce Atatürk için de bu tip bir şey yazmış Beşiktaş taraftarı, bilmiyordum onu ben, yeni haberim oldu. Pankart mı yoksa duvar yazısı mı onu da tam olarak bilmiyorum. Şöyle yazmışlar onda da: "Atam izindeyiz. Hepimiz sirozdan öleceğiz." Taraftarlık denen ve bizleri tuzağına düşürmüş eşsiz hadisenin nefis ürünleri bunlar. Seviyorum böyle işleri... 25 Haziran 2009 Perşembe
16 Haziran 2009 Salı
15 Haziran 2009 Pazartesi
16 Günde Olan Biten..
Önce 4 gün İstanbul.. Sabah 9'dan akşam 19'a kadar toplantılar. Toplantılar arkasından akşam yemekleri. Eve sadece uyku ihtiyacını karşılamak için gidişler. Sonrasında direk Balıkesir'e geçiş. Oradaki toplantılardan sonra Bandırma'ya akış. Yine toplantılar, yine akşam yemekleri. Otellerde sadece uyku. Arkasından Çanakkale.. Gelibolu'sundan Lapseki'sine yine aynı tarife.. Akabinde Edremit.. Sağrısında Burhaniye, Ayvalık.. Mekanlar her ne kadar "tatil" izlenimi verse de, elbette ki tatil değildi. Cehennem gibi bir 15 günün ardından nihayet popomuz ofis koltuğunu gördü bu sabah. "Bunlardan bize ne" dediğinizi duyar gibiyim ama serzeniş e-postalarını okuyunca açıklama yapma gereği hissettim. Daha öncelerde de yazmıştım buna benzer birşeyler. Sevgili dostlar.. Bu blog bizim için sadece amatörce ve naçizane bir hobidir. Elbette biz de çok isteriz hayatımızın birinci önceliği bu blog olsun. Ama malesef değil. Zaman buldukça karaladığımız, birşeyleri paylaşmaya çalıştığımız bir yalnızlık mekanıdır. Matrix içinde aslında bambaşka bir hayatı olan bir adamın, o hayatın dışına çıkabildiği anlarda büründüğü halet-i ruhiyedir. Lütfen bunu bilerek ve kabullenerek bu bloga geliniz. Eksik olmayın, siz okumasanız biz niye yazacağız, elbette doğru ama futbol ve spor dünyasının akış hızıyla eş zamanlı bir blogu biz size sunamayız.. Malesef bu böyle.. Umarım kendimi ifade edebilmişimdir..Son 16 gün içinde olan bitenlere şöyle hızlıca bir değinecek olursak.. Üzerinde klavye mesaisi verilecek derecede önemli olan gelişmeleri; Everton'ın Fa Cup Finalini kaybetmesi, Mehmet Topuz'un transferi, Rijkaard & Neeskens ikilisinin transferi, Ronaldo ve Kaka'nın Madrid'li olması ve Efes-Fenerbahçe basketbol ligi final serisi şeklinde sıralayabiliriz.. Henüz başka blogları da okuyamadım detaylıca, dolayısıyla blog alemi bu gelişmeler hakkında neler karalamış haberdar değilim. Önce kendi düşüncelerimi karalayayım, sonra onları da hatmedeceğim elbette..
Fa Cup Finalinin üzerinden çok zaman geçtiği için fazla yazmayacağım. Sadece çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Evet beklenen sonuçtu belki, hatta finale çıkmak bile Everton için oldukça mucizeviydi zaten ama insanoğlu işte. Oraya kadar gelmişken niye benim olmasın ki diyor bünye. Neyse, geçmiş zaman artık. Aynı şekilde Rijkaard & Neeskens ikilisi için de fazla birşey yazmayacağım. Çünkü direk olarak ilgi alanımın içinde değil. Ancak şunu söyleyebilirim, kesinlikle iyi ve sansasyonel transferlerdir. Bir transferin iyiliği, kişinin transfer olduğu yerdeki başarısı değildir bize göre. Yani Rijkaard & Neeskens ikilisinin Türkiye'de göstereceği iyi yada kötü performans bu transferlerin iyilik derecesini etkilemez. Daha 3 sene önce Şampiyonlar Ligi Kupasını kaldırmış bir hocanın transferine dudak bükemeyiz. Burada başarılı olsa da, olmasa da..
Ronaldo ve Kaka transferleri elbette ve tabiri caizse manyak işler.. Gazetelerden maliyetlerini okudum, pek tabii ki deli paralar.. Ancak bu kadar çok yıldızın aynı takımda olmasını pek seven biri olamamışımdır hiç. Ne bileyim, o takımın gerçek ruhunu götürüyor sanki bu tür transferler.. Birinci Los Galacticos döneminde de bu duyguları taşırdım. Şimdi de böyle düşünmekteyim. Ha yararlı olmazlar mı, ortalığı dağıtmazlar mı, falan mı filan mı, bunlar ayrı dava.. 5 tane Ronaldo ile 5 tane Kaka'yı, bir Raul ruhuna, bir Camacho ruhuna, bir Santillana ruhuna değişmem gibi geliyor bana.. Bilmiyorum, belki de bu kafayı değiştirmem lazım benim..
Gelelim son 16 günün bizim için en önemli başlıklarına.. Önce Mehmet Topuz transferi ile başlayalım. Aslında çok da uzun uzadıya yazılacak bir hadise değil bizim açımızdan. Bizi tanıyanlar ve bu blogu da az çok takip edenler bilirler. Topçunun kalitesinden, takıma sağlayacağı yarardan çok daha önce gelen değerler vardır bizim gözümüzde. Şimdi iki cihan bir araya gelse bizim aklımızın almayacağı, kabullenemeyeceğimiz bir hadise var, o da "Ben Beşiktaş'ta oynamak istiyorum kardeşim" diye bas bas bağıran bir adamın, ısrarla ve istekle Fenerbahçe forması altına sokulması arzusudur. Bakın "bol keseden sallamak" gibi gelebilir size ama samimiyetime lütfen inanın, isterse Messi olsun, adam "ben seni istemiyorum birader" diyorsa, onu istemek bizim lügatımızda yer almaz. Bunu anlamamızın beklenmesi de kabul edilemez. Tabi bu işin taraftarlar arasındaki magazinsel boyutu çekici gelebilir kimilerine.. "Mehmet'i biz aldık, Topuz'u da siz ehe ehe ehe" tarzındaki söylemler çekicidir elbette. Hatta biz de bu söyleme ortak olabilirdik. Ama şöyle olsaydı olabilirdik; Mehmet Topuz renk belli etmeseydi, bin kişinin isteyip bir kişinin alacağı bir gelin edasıyla ortada dursaydı, o zaman biz de keyif alıp yukarıda yazan söylemi dile getirirdik eş dost çevresinde.. Ama öyle olmadı.. Adam net olarak benim formamı tercih etmedi, biz ise zorla (yada parayla) güzellik yaparak adamı formamızın altına soktuk. Bunu içimize sindirmemiz mümkün değildir, kimse kusura bakmasın. Ha, biz sindirsek ne olur, sindirmesek ne olur ? Hiçbir şey olmaz.. Mehmet Topuz belki hemen olmasa da, zamanla kabullenilecek ve bağırlara basılacaktır daha önceki namzetlerin (Akyel, Tümer, Emre vb.) basıldığı gibi.. Bu kadar şirket mantığıyla yönetilen bir kulübün, böylesine müşteri zihniyetiyle donanmış taraftar ordusunun hakimiyetinde kaldıkça o tribünler, bizler gibi numuneler Mehmet Topuz tezahüratlarına sadece katılmamakla yetineceklerdir. Kaldı ki, bu durumda kabahati olan belki de son kişidir Mehmet Topuz.. Adam en azından mertçe rengini koymuştur. Talebini dile getirmiştir. Sonra ama para, ama mecburiyet, adına her ne derseniz deyin, istemediğini yapmak zorunda kalmıştır, o ayrı. Burada asıl kızdığımız adres, bizi istemeyene tamah edenlerdir ki, onlar zaten yoldan çıkalı çok zaman olmuştur.. Velhasıl Mehmet Topuz transferiyle ilgili durduğumuz nokta kısaca budur..
Son 16 gündeki diğer önemli husus da Fenerbahçe-Efes final serisidir. Dışarıda iki maç aldıktan sonra sanki başımıza geleceği bilirmiş gibi eş dost çevresinde dillendirmiştik, "İpekçi'de en azından 1 maçı kazanmamız şart" diye.. Korktuğumuz başımıza geldi, seri 0-2'den 3-2'ye geldi. Her ne kadar takımın açıkça da itiraf ettiği gibi (Oğuz Savaş tv'de söyledi) "rehavete kapılmışlık, bu işin bittiğine olan inanmışlık" seriyi buralara getirmiş olsa da, son maçta yaşananlar da ortada. Herkes "ne var kardeşim, varmış işte böyle bir kural" dese de, maçı o kurala kadar getiren sürece bakmak lazım. Maçı biraz basketbol bilerek izlemek lazım. Kasun'u görmek lazım, Peker'i görmek lazım, maç berabere iken Solomon'a 3 sayılık atış esnasında yapılan ve çalınmayan faulu görmek lazım. Lazım oğlu lazım.. Tüm bunları görürseniz, görürsek, görürlerse, o sportmenlik dışı faulü konuşmanın da pek gereği kalmaz zaten.. Her neyse artık.. Fenerbahçe'nin işi tekrar Ayhan Şahenk'e taşıyacağına olan inancımız tam bizim. Yeter ki oraya taşıyalım. Ondan sonrası tufan artık...
29 Mayıs 2009 Cuma
FA Cup Final - 2009
Beklediğimiz gün geldi çattı. Everton Fa Cup finalinde Chelsea ile karşılaşacak yarın akşam. Evet işi çok ama çok zor Everton'ın. Hatta Chelsea'ye karşı Fa Cup'ı kazanmak bir hayal belki de. Ama Liverpool'u elemek, Manchester United'i elemek de hayaldi. Bunları bize yaşatan Everton'ın Chelsea karşısında bir büyük sürprize daha imza atmasını umuyoruz, hayal ediyoruz. Kağıt üzerinde imkansız gibi görünse de, yeşil çimler üzerinde ne imkansızların imkanlıya dönüştürülebildiğini biliyoruz. İşte bu nedenle umutluyuz.. Futbolun teknik-taktik-kadro zenginliği gibi somut yönleriyle değil, istemek, arzulamak ve inanmak gibi soyut yönleriyle hayal ediyoruz.. Ve hayalimizin gerçekleşmesi için dilimizde büyük efsane John Lennon'ın şarkısı, yarını bekliyoruz; "imagine..."Bol şanslar Everton...
Fotograf: Liverpool, Mathew Street'de bulunan Cavern Pub'ın önündeki John Lennon heykeli...
Ferguson'lardan Alex !
The Road To Wembley
Oku Bakim; Gos-ling !
Dertlerimi Zincir Yaptım..
İstikamet Goodison Park !
Ya Nasip, Ya Kısmet..
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Bekleyip Görme Zamanı
Sonuç zaten belliydi. Fenerbahçe Kulübü Başkanı olabilmek için, seçimden 1 hafta önce ortaya çıkıp, doğru dürüst tek bir hedef ve program açıklamadan, sadece "Aileyi birleştireceğim, Avrupa'da kupa kaldırtacağım" gibi çok genel ve soyut söylemlerle bu işi kotarmanın mümkün olmadığı çok açıktı. Avrupa'da kupa kaldırtacaksın da nasıl ? Kimlerle yapacaksın, kimi alacaksın ? Şadan Kalkavan'ın kongrede yaptığı konuşma bile son derece baştan savma hazırlanmıştı. Hepi topu 5 dakika sürdü, sürmedi..Aslında Şadan Kalkavan da seçimin sonucunu bile bile girdi bu işe. Amacı belki de uyarmaktı. "Burası Fenerbahçe Spor Kulübü ve sahibi sen değilsin" mesajını vermek istedi belki de. Peki verebildi mi ? Bu sorunun cevabını Fenerbahçelilerin takdirine bırakıyoruz ancak şunu söyleyebiliriz; doğru dürüst, somut, elle tutulur gözle görülür tek bir hedef ve proje sunmaksızın 1216 oy almak normal şartlarda zor olsa gerek..
Fenerbahçeliler için artık zaman "bekleyip görme" zamanı. Çünkü Aziz Yıldırım kazanması yüzde 100 olan bir seçim için "Futbolda 3 yıl üst üste şampiyonluk" sözü verdi. Bu çok ilginç geldi bize. Böyle bir söz vermese de, yuvarlak cümlelerle geçiştirse de bu seçimi zaten kazanacaktı. Ama böyle bir iddia ve sözü ortaya koyması, bir uyanışın, futbolda kayıtsız şartsız başarılı olunması gerektiğinin bilincine varılmasının bir belirtisi midir ? Bu iddia ve sözün gerçekleşmesi için niyet ve imkan kriterlerinin var olduğu muhakkak. Ama bir kriter daha var, o da futbolu bilmek, Türkiye'de futbol yöneticiliği yapabilmek. Zaten bugün Fenerbahçelilerin futbol özelindeki rahatsızlık ve mutsuzluklarının temeli de bu kriter. Bunun üstesinden gelinip gelinemeyeceği, gelinirse nasıl gelineceği Fenerbahçelilerin bekleyip görecekleri en önemli husus olacaktır..
Kongre Fenerbahçe Camiasına hayırlı olsun...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
Hastayım..
Roger Hunt (Liverpool FC, 1958-1969, 404 maç-245 gol)O Ecevit kasketlere.. O kalın çubuklu örme atkılara.. O sanki yünden yapılmış, reklamsız, sade formalara.. O arkadaki çocuğun taktığı örme, çizgili, yün berelere.. O sütun direklerle desteklenmiş, formasız, hınca hınç tribünlere.. Kısacası şu fotografın, dolayısıyla da o devirlerin her bir zerresine.. Hastayım kardeşim.. Liverpool bile olsa, hastayım işte.. İster eski kafalı deyin, ister dinazor.. Yok artık böyle enstantaneler, böyle naif güzellikler.. Malesef yok.. Ne içeride, ne de dışarıda...
İade-i İtibar
İtalya Ligi 1898 yılından beri oynanıyor. Bunun ilk 10 yılında İnter yok. Malum, 1908 kuruluşlu İnternazionale. İlk şampiyonluğunu kuruluşundan 2 yıl sonra 1910 yılında kazanmış mavi-siyahlılar. O tarihte AC Milan'ın 1901, 1906 ve 1907 yıllarında kazanılmış 3 şampiyonluğu var. Yani İnter yokken.. İnter 1910 yılındaki şampiyonluğundan sonra 1920, 1930 ve 1938 yıllarında da şampiyon olarak şampiyonluk sayısında AC Milan'ı geçmiş. Çünkü AC Milan 1907-1951 yılları arasında tek bir şampiyonluk dahi kazanamamış. Tam 44 yıl boyunca.. Ta ki 1994 yılına kadar İnter, AC Milan'dan daha fazla şampiyonluk sayısına sahipmiş. Yani 56 yıl boyunca.. Milano'nun iki ezeli rakibinden İnter "daha fazla şampiyon olan takım" apoletini 56 yıl boyunca taşımış omuzlarında. Her 10 şampiyonluğa verilen sarı yıldıza İnter, AC Milan'dan tam 13 sezon önce ulaşmış. İnter'in 10.şampiyonluğunu kazandığı tarih 1965-66. AC Milan ise 10.şampiyonluğunu 1978-79 sezonunda kazanmış. İnter'in 1989 yılında Matthaeus'lu, Klinsmann'lı, Brehme'li kadrosuyla kazandığı şampiyonluktan sonra uzun yıllar şampiyonluğa hasret kalmasıyla birlikte AC Milan 1994 yılında 14.şampiyonluğunu kazanarak, şampiyonluk sayısında geçmiş İnter'i (14-13). Sonra da 1996, 1999 ve 2004'te 3 şampiyonluk daha ekleyerek farkı açmış İnter'le (17-13).
Bir taraftar kitlesinin tam 56 yıl boyunca "daha çok şampiyon olma" ünvanını taşıdıktan sonra ezeli rakibine geçilmesi zor bir durum olsa gerek. En azından benim anlayışıma göre zor. Çünkü "şampiyonluk sayısından bize ne, biz renklere aşığız" düşüncesi her ne kadar saygı duyulacak bir düşünce olsa da neticede bunlar futbol takımları ve herşey şampiyonluğu kazanma üzerine endeksli. En azından İtalya'nın 3 büyüğünden bahsediyorsak, bu durum şüphesiz böyle. İşte İnter, son 4 sezonu domine ederek bu sezon 17.scudetto'sunu kazandı ve tekrar yakaladı AC Milan'ı. Şu anda ikisinin de 17'şer lig şampiyonluğu var. İnterliler için 1994'ten beri 15 yıldır süren "geride olma" durumu artık bitti. Önümüzdeki sezon scudetto'yu kazanmak hem İnter için hem de AC Milan için çok daha anlamlı artık. Çünkü biliyoruz ki yerel lig şampiyonluğu onlar için hala çok önemli ve her ikisi de aynı sayıda oldukları için birbirlerini geçmek için fena asılacaklar..
Tam 56 yıl boyunca üç büyükler arasında İtalya'nın 2 numarası olan, ezeli rakibinden 13 sene önce sarı yıldıza erişen, belgeli-ispatlı şikesi olmayan, büyükler arasında küme düşürülmeyen tek takım olan İnternazionale'nin 17.şampiyonluğu kazanarak ezeli rakibini yakalaması, bütün İnterlilerin itibarlarını geri kazanmasıdır bizim gözümüzde.. Temennimiz seneye de bunu gerçekleştirerek AC Milan'ı yerel başarı anlamında İtalyan futbol tarihinin genelinde bulunduğu yere, yani üçüncülüğe postalamalarıdır..
Forza Milano Nerazzurra !...
Milano Derbisi hakkında detaylı bilgi için: Derby di Milano
"Oynarım Ben Bu Oyunu" Diyenlere
Sene 80'lerin sonu, 90'ların başı.. Yer Balmumcu'da eski Dışbank binasının karşısındaki beton zeminli basketbol sahası. Emekli subay evlerinin hemen yanındaki.. Kişiler King Santillana ve 5 arkadaşı.. Üçerlikten tek pota, kolasına.. 21'de bitecek şekilde. 3 sayılık falan yok. 3 sayı çizgisinin dışından atılanlar 2 sayı, içeriden atılanlar 1 sayı. Ama herkes içeriden oynama peşinde. Malum içeri drive edicez, şekil şekil hareketler yapıcaz. Kenarda seyreden karşı cinslerimiz var çünkü. Bundan iyi hava atma fırsatı mı olur ? Yaz boyunca hemen her gün bu maçları oynardık mahalledeki arkadaşlarla. Ama ne maçlar.. Kıran kırana. Yenmek büyük prestij, yenilmek büyük hüsran..O zamanlar Nba maçları daha yeni yeni naklen verilmeye başlanmış televizyonlarda. O da tek tük. Sezon maçları falan zaten yok da, play-off yada final maçlarını bulabilirsek ne mutlu. O zamanlar Nba demek Lakers ve Celtics demek bizim için. Gerçi hala da onlar demek ya.. Magic Johnson, Kareem, Worthy, Larry Bird ve diğerleri.. Hey gidi günler..
O zamanlar "Oynarım ben bu oyunu" diyenlerdendik biz. Ama ne dersek diyelim, oynayacağımız yer Balmumcu'daki beton zeminli basketbol sahası olurdu en fazla işte. Bugünün gençleri daha şanslı. Bugün "Oynarım ben bu oyunu" diyenler varsa, buyursunlar tam onlara göre bir organizasyona;
"Garanti, “nba skills challenge”a katılmak isteyen 13-18 yaş arası gençleri, temel basketbol yeteneklerini gösteren orijinal videolarını, 31 mayıs 2009 pazar gününe kadar www.nba-garanti.com sitesine yüklemeye davet ediyor. gençlerin “top sürme”, “şut”, “pas”, “1’e 1 oynama” da dahil bireysel yeteneklerini sergileyen en fazla 2 dakikalık videolarına, site ziyaretçileri tarafından puan verilecek. en yüksek puanı alacak 100 kişi arasından uzman bir jüri tarafından seçilecek 30 genç, 19-21 haziran tarihleri arasında istanbul nba skills challenge kampı’na katılma hakkı kazanacak. nba koçları ve oyuncularının gözetiminde yapılacak kampta, 30 kişi arasından performanslarına göre seçilecek 4 genç ise Ağustos’ta orlando magic tarafından orlando’da düzenlenecek basketbol kampına katılacak. Kendi videolarını çekemeyen kişiler için NBA ve Garanti streetfilming (sokak çekimi) haftasonları düzenliyor. "
Valla bundan iyisi, Şam'da kayısı derler.. Daha ne duruyorsunuz ? "Oynarım ben bu oyunu" diyorsanız hemen başlayın çekimlere...
http://tr.netlog.com/garantinba
http://www.myspace.com/garantinba
http://www.facebook.com/pages/Garanti-Skills-Challenge/73852529718
http://garantinba.hi5.com/
http://www.dailymotion.com/garantinba
15 Mayıs 2009 Cuma
Bir Fenerbahçe Klasiği
Gün güzel başlamıştı aslında. Temmuz sıcağından aşağı kalmayan bir havada saat 14:00 gibi İzmir'e girdim. Doğruca havaalanına gidip Barad-Dur, Khalkedon ve Aksu'yu karşılamak için beklemeye koyuldum. İstanbul'da görmeyi unuttuğumuz tablolar vardı etrafta. Beşiktaşlılar ve Fenerbahçeliler aynı uçaklardan iniyor, yan yana arka arkaya "İç Hatlar Gelen Yolcu" kapılarından çıkıyordu akın akın. Herkes kendi havasında, herkes kendi tezahüratındaydı. Yıllar öncesinin yarı yarıya günlerine döndüm bir anda. Bir stadın her tribününü paylaşan, polis korumasız, tecritsiz, birbirlerinin yanından, önünden, arkasından geçerek stada giren, aynı şekilde de stadtan çıkan ve aynı belediye otobüslerine, aynı minibüslere binerek evlerine giden rakip taraftarların görüntülerine daldım. Sonra bunu bozanlara, tribüne "deplasman taraftarı kotasını" koyanlara, insanları birbirlerinden uzaklaştırarak istemeyerek de olsa nefreti büyütenlere, yarı yarıyanın kendi taraftarları için dezavantaj olma durumunu kota yoluyla avantaja çevirmeyi hesap edenlere bir kez daha selam ! ettim. Bu düşüncelerle meşgulken beklediğim arkadaşlarım geldiler. Sarılma, öpüşme ve hasret giderme faslından sonra, önce kalacağımız otele gidip eşyalarımızı bıraktık, sonra da kendimizi Kordon'a doğru attık..Kordon'da da görüntüler farklı değildi. Herkes aynı cafelerde, barlarda, hatta aynı masalarda içiyordu. Tamam, bu görüntüyü İstanbul'da görmek hayal. Kabul. Ayrıca bu kadar samimiyet belki bize de ters ama hiç olmazsa insanlar birbirlerini görebilmeli maç günü. Yanından geçen rakip takım taraftarına tahammül edebilmeli. Bu tahammül de onu göre göre sağlanır. Tecritle sağlanmaz. Kotayla sağlanmaz. Kordon'da önce Eko, sonra Sunset, daha sonra da başka birkaç mekanın önünden geçerek Fıstık isimli bir mekana geldik. Gördüğümüz tüm bu mekanların tek bir ortak özelliği vardı, Fenerbahçelilerce işgal edilmişlerdi hepsi. Beşiktaşlılar da vardı tabi ama çok daha azdılar. Sonra mekandaki garson arkadaşa sorunca öğrendik ki, kordonun daha ilerdeki mekanlarında da Beşiktaşlılarca işgal edilmiş yerler varmış. Biz 4 Fenerbahçeli ve Khalkedon'un İzmir'de yaşayan 2 Beşiktaşlı arkadaşı 6 kişi bir masaya oturup demlenmeye başladık. İlginç görüntüydü hakkaten. Bir masa, 6 kişi, ikisi Fenerbahçe formalı, ikisi Beşiktaş formalı ve ikisi de formasız.. Formasızları merak eden olursa diye hemen yazayım, ben ve biraderim Barad-Dur formasızdık. Forma ile maça gitme kültürü bizde hiç olmamıştır. Taraftarın aksesuarı atkıdır bizim anlayışımıza göre. Neyse, bu başka bir tartışma konusu zaten.. Girmeyelim şimdi..
Demlenme faslından sonra stada gittik ve kapalı tribüne girdik. Karşılaştığımız tribün dostlarıyla üç beş hasbıhal ettikten sonra maçı izleyeceğimiz yere mevzilendik. Maçı kapalı tribünün açıkla birleştiği yere yakın, sağ alt köşede konuşlanan Kill For You ile birlikte izledik. Tribün görüntüsünde çok net olan bir husus vardı, o da Fenerbahçelilerin bariz fazla oluşuydu. Beşiktaşlı taraftarlara ayrılan bölümlerin özellikle köşe kısımlarındaki büyük boşlukların yanında, ayrıca dolu olan yerlerde de Fenerbahçelilerin üst üste (yani bizim bu blogda serisini yaptığımız adıyla Hınca Hınç), Beşiktaşlıların ise daha rahat oturuyor olmaları da çıplak gözle görülecek kadar netti.
Tabi tribünde İstanbul tayfasının yanında gerek İzmir'den gerekse de diğer pek çok Anadolu ilinden gelen taraftarlarda vardı. Özellikle başka şehirlerden gelen, tribün kültürü ve lisanıyla pek haşır neşir olmamış taraftarlar bazen komik hadiselere sebep olabiliyorlar. Hemen önümde oturan ve başka şehirden gelen bir arkadaşın, Maraton E-Blok tayfasından olan bir başka kişinin üzerindeki tişörte ithafen, bizzat o kişiye "Abi kfy ne demek ?" diye sorması tribünde bayağı makaralar olmasına yol açtı.
Velhasıl, uzun zamandır hasret kaldığımız bir "maç ve tribün gününü" doyasıya yaşadık ikinci yarı başlayana kadar. Sonrası mı ? Sonrası malum. Yine bir kupa finali, yine bir kabus. Bir Fenerbahçe klasiği adeta.. Teknik, taktik, kadro, şu, bu.. Hiç yazmak istemiyorum. Zaten ne yazayım ki ? Bu sezonun Fenerbahçesi bizdeki heyecanı, futbol zevkini körelteli çok oldu. Kalkıp İzmirlere kadar göç ettiysek final için, bunun nedeni Fenerbahçe futbol takımına olan inancımız, güvenimiz, beğenimiz falan değildi. Tek neden serdeki Fenerbahçelilikti.. Yoksa bu sezonun Fenerbahçe futbol takımı ile ilgili ruh halimizi beyan etmiştik daha önce. Ve ne yazık ki yanılmadık !
Dördüncü Beşiktaş golünden sonra hemen arkamızda isyan eden İstanbul tayfasından bir renkdaşımızın haykırdıkları gecenin tam bir özetiydi adeta; "Gör eserini gör.. Gör ve gurur duy, huzur bul bu eserle..Ve şimdi git, Cuma günü basın toplantısı yap sen.. Açıkla adaylığını.. Açıkla !!!"
Evet.. Toplantı biraz önce başladı !
Beşiktaş'ı ve Beşiktaşlıları tebrik ederim...
13 Mayıs 2009 Çarşamba
İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar..
"Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş" özdeyişiyle karşılanır hep Fenerbahçelinin Türkiye Kupasına beslediği önemsizlik hisleri. "Tabi tabi, alamadığın kupayı önemsemiyorum ayağına yat sen.." muhabbetlerinin mezesidir Fenerbahçe'nin kupasızlığı. Ama inanın rol değildir bu. Fenerbahçeli Türkiye Kupasına her zaman "olmasa da olur" gözüyle bakmıştır. Ve bu durum 26 senelik sürecin getirdiği bir durum da değildir. Fenerbahçe Türkiye Kupasını 2 yıldır kazanamazken de, 7 yıldır kazanamazken de böyledir hep Fenerbahçelinin bakışı. Evet, belki de psikolojik bir şartlanmanın eseri de olabilir bu. Yani "önemsemediğin için kazanamama" değil de "kazanamadığın için önemsememe" halidir belki. Bilemiyorum..Ancak bu geceki finale pek böyle bakmıyorum. Çünkü "26 sene" muhabbetleri artık "bayma" sınırlarını çoktan aştı. Türkiye Kupasını deliler gibi önemsediğimden, manyaklar gibi bu kupaya özlem duyduğumdan falan değil. Sadece bu "26 sene" muhabbeti bir sonlansın diye istiyorum ben bu gece Türkiye Kupasını. Çok samimi olarak söylüyorum, bu gece Fenerbahçe Türkiye Kupasını alsın, sonra yine bir 10 sene, 12 sene alamasın. Harbiden bu ruh halindeyim. Yukarıda da dedim ya, biz Fenerbahçelilerin nezdinde Türkiye Kupası olsa da olur, olmasa da. Ama bu gece başka. Bu gece kupasızlık saatini sıfırlamak lazım. Sıfırlayalım, sonra tekrar sayalım. Hiç önemli değil..
Maça gelince.. Geçen hafta İnönü'de oynanan lig maçındaki "Rahat Fenerbahçe-Stresli Beşiktaş" görüntüsü bu gece tersi olacak gibi. Yani stresli bir Fenerbahçe ile özellikle liderliğin de gelmesiyle büyük moral bulan rahat bir Beşiktaş olacak sahada gibime geliyor. Kader-kısmet-bal etiketleriyle dolu bir kupa mağlubiyeti yaşamamak en büyük dileğim. Çünkü en zora gideni o şekil kaybedişler oluyor. Çıkalım sahaya, çatır çatır top oynansın, bizden iyilerse mağlup olalım. Buna eyvallah, başımızın üstüne. Ama üstün oynayıp, bilmem kaç tane pozisyon harcayıp, saçma sapan bir golle kupayı vermeyelim. Bununla başa çıkması hakikaten çok zor çünkü..
Birazdan İzmir'e doğru yıla çıkıyorum. İstikamet önce havaalanı olacak İzmir'de. İstanbul'dan gelen birader Barad-Dur ve tribünden birkaç arkadaşımızı karşılayıp önce kalacağımız otele gidip yerleşecek, sonra da vereceğiz kendimizi güzel İzmir'in sokaklarına.. Umarız güzel bir gün ve güzel bir gece bizleri bekliyordur.. Kendini yollara vuran bütün Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı tribün emekçilerine kolay gelsin.. Ve, tabii ki Fenerbahçe'ye bol şans.. Sesimiz ve yüreğimizle hemen yanlarında olacağız.. Kapalı'da...
07 Mayıs 2009 Perşembe
Şampiyonlar Ligi İkinci Finalist: Barcelona
Evet, futbol oyununun hakkının verilmesini teminen gerçekleşmesi gereken final Manchester United - Barcelona finaliydi. Kabul.. Zaten bizim de gönlümüz o finalden yana meyl ediyordu. Buna da kabul.. Barcelona'nın uzay futbolu oynadığına, Chelsea'den daha iyi takım olduğuna, şuna buna hepsine kabul.. Kabul ama birader, böyle de olmaz ki.. 90+2'de gözyaşları akıtılmaz ki...
06 Mayıs 2009 Çarşamba
03 Mayıs 2009 Pazar
Bir Pancu Vardı.. Ne Oldu Ona ?
Taraftarlık denen hadisenin iki bölümü var aslında. Biri maç olmadığı zamanlar. Diğeri de tabi ki maç zamanları. Maç olmadığı zamanlarda kulüple ilgili, takımla ilgili, topçularla ilgili, yönetimle ilgili şununla ilgili bununla ilgili ne kadar düşünceniz olursa olsun, maç zamanında bunları isteseniz de istemeseniz de bir kenara bırakıyorsunuz. Bu akşam da durum böyleydi. Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetiminin bu sezon ki yanlış icraatları, getirdiği hoca ile ilgili düşüncelerimiz, topçularla ilgili halet-i ruhiyemiz, kızgınlıklarımız, kırgınlıklarımız hepsi 90 dakikalığına yok oluverdi. Düşüncelerimizi değiştirdiğimizden falan değil. Sadece serdeki Fenerbahçelilikten. Yoksa bu sezon ki Fenerbahçe ile ilgili genel kanımız şurada yazdıklarımızdan asla farklı değildir. Ama yine de bu gece, sezon boyunca bünyemizde çok sayıda kalp kırıklığı bırakan Fenerbahçe'nin, böyle bir ortamda, bu kadar eksikle gittiği İnönü Stadından son yılların klasiği haline gelmiş olan Beşiktaş galibiyetlerinden birini daha alarak dönmesi, kalp kırıklıklarımızı tamir etmese de, elbette bizi hatırı sayılır derecede bahtiyar etmiştir..Derbinin istatistiği Fenerbahçe lehine gelişmeye devam ediyor. Detaylarını daha önce 5'te 5 başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi, Fenerbahçe-Beşiktaş maçlarının istatistikleri bu akşamki maçtan sonra bir grup spor tarihçisine göre 120-118, diğer grup spor tarihçisine göre de 120-116 oldu. Her ikisinde de Fenerbahçe önde. Ayrıca Fenerbahçe üst üste 6. Beşiktaş maçını da kazandı. Bu 6 maçın da son 5 tanesi 2-1 bitti. Beşiktaş Fenerbahçe'ye karşı son galibiyetini 11 Nisan 2007'de İnönü stadında kupa maçında 1-0'lık skorla almıştı. Beşiktaş lig maçlarındaki son Fenerbahçe galibiyetini ise 17 Nisan 2005'te Kadıköy'de son 10 dakikasında Pancu'nun kaleye geçtiği meşhur maçta 4-3'lük skorla almıştı. O Pancu'lu maçtan bu yana 4 yıldır ligde oynanan hiçbir maçı Beşiktaş kazanamadı. Başlığımız da bu 4 yıllık seriyi anlatmak adına bu şekilde seçildi.. Yoksa o maçı küçümsemek falan değildir amacımız. Bizzat tribünde olduğumuz o gecenin ne musibet bir gece olduğunu fazlasıyla biliyoruz elbette.. Ama o maçtan beri Beşiktaş lig maçı kazanamaz oldu Fenerbahçe'ye karşı.. Bu durumu da Pancu'yu anarak başlığa taşıyalım istedik..
Velhasıl biz Fenerbahçeliler için güzel bir "teselli" akşamı oldu. İnönü'den galibiyetle çıkan 11 çubuklumuza ve tribünde gırtlak patlatan başta biraderimiz Barad-Dur olmak üzere 1.600 renkdaşımıza teşekkürler.. Biz gurbette olduğumuzdan o gırtlağı beraber patlatamadık bu gece onlarla ama 13 Mayıs'ta bunun telafisini İzmir'de fazlasıyla yapacağız inşallah..
Son söz; Fenerbahçe'nin yolu şampiyonluktan geçmese de, şampiyonluğa gidenlerin yolu Fenerbahçe'den geçer.. 13 Mayıs'ta İzmir'de buluşmak üzere...
Beşiktaş: 1 - Fenerbahçe: 2
STAT: BJK İnönü
HAKEMLER: Yunus Yıldırım, Serkan Gençerler, Volkan Narinç
BEŞİKTAŞ: Rüştü, Ekrem Dağ, İbrahim Toraman, Gökhan Zan(Cisse dk 46), İbrahim Üzülmez, Holosko, Fabia Ernst(Serdar Özkan dk 71), Sivok, Tello, Delgado(Yusuf dk 46), Bobo.
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Ali Bilgin, Gökhan Gönül, Yasin, Roberto Carlos, Selçuk, Emre Belezoğlu(Deniz dk 56), Uğur, Deivid(Gökhan Emreciksin dk 87), Semih(Kazım dk 64), Guiza.
GOLLER: Güiza (dk 32), Semih (dk 54) (Fenerbahçe), Holosko (dk 64) (Beşiktaş)
6
Başlık olarak ne yazayım diye düşündüm. Birşey bulamadım. En temizi dün akşam olanı yazmaktı kısaca. Dün akşam "6" oldu. Yılların Madridistası gözlerimiz bunu da gördü. Barcelona başka bir top oynuyor. Ya da top demeyelim biz ona, başka bir şey oynuyor. Dün akşam Barcelona'nın oynadığı topsa Madrid'inki nedir ? Madrid'inki topsa Barca'nınki nedir ? Barcelona bu oyunu Real Madrid'den başka herkese oynarken de gören ama "Bernabeu'da boğarız" düşüncesiyle önemsemeyen Madridista gözlerimiz, dün akşam iki takım arasındaki farkın Everest ile Çamlıca Tepesi kadar olduğunu malesef doksan dakika boyunca gördü, yaşadı..Fazla söze hacet yok. Barcelona 2008-2009 sezonu La Liga şampiyonluğunun kendisinden gayrı kimseye yakışmayacağını uygulamalı olarak gösterdi dün akşam. Bütün Barca'lıları tebrik ediyoruz. 19. Lig Şampiyonlukları şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Önlerinde daha 20'ler ve 30'lar var. O sayılara ulaştıklarında tekrar konuşabiliriz... :-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






