21 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş - Fenerbahçe

21 Kasım 2009 Cumartesi, Saat: 20:00, İnönü Stadı

85 yıllık ezeli rekabette 28 Kasım 1924'ten bu yana oynanacak olan, bazı futbol tarihçilerine göre 325. bazı futbol tarihçilerine göre 323. randevu..

Tüm futbol tarihçilerine göre 121 Fenerbahçe galibiyeti..
Bazı futbol tarihçilerine göre 119, bazı futbol tarihçilerine göre 117 Beşiktaş galibiyeti..
Tüm futbol tarihçilerine göre 84 beraberlik..
440 Fenerbahçe golü, 409 Beşiktaş golü..

Fenerbahçe için Derbi maçı, Beşiktaş için Derbi+Dönüm maçı..

Fenerbahçe'ye bol şans...

Not 1: Fotoğraftaki futbolcular Sinan Alayoğlu (Beşiktaş), Önder Mustafaoğlu (Fenerbahçe)
Not 2: Beşiktaş'ın galibiyet sayılarındaki ihtilaf konusunu
şurada yazmıştık. Meraklısına..
Not 3: Galibiyet sayısında ihtilaf olduğu için, elbette gol sayısında da ihtilaf var. Ancak o kadar detaya girmeye gerek yok...

20 Kasım 2009 Cuma

Ramiz Dayı Diyor ki..

Yanlışın var yeğen.. Ömer değil, Ezel'sin sen..

Senin de yanlışın var yeğen.. Cemal değil, Tufan'sın sen...

Cemal Nalga - Tufan Ersöz Hadisesi

16 Kasım 2009 Pazartesi

Kızım Olmadan Asla !

Kaç gündür moralsizim. Çok kötüyüm. Durup dururken ağlayasım geliyor. Gözlerim doluyor. Boğazım düğümleniyor. Şu anda bu yazıyı yazarken bile.. Enke'nin intiharı ile tekrar gündeme gelen 2006 yılında kızını kalbindeki problem nedeniyle kaybedişi bu duygularımın sebebi. Babasınız, 9 ay boyunca onun gelmesini beklemişsiniz, sonunda gelmiş.. Güzeller güzeli bir prensesiniz olmuş.. Ama biliyorsunuz ki ölecek. Bir daha olmayacak.. Allahım nasıl bir acıdır bu böyle..

Ben ortada fol yok yumurta yokken, bazı acıları yaşadığımı düşlerim zaman zaman.. Ne büyük bir manyaklık aslında. Ama elimde değil, yaradılışım böyle.. Durup dururken hayatımda çok önemli olan insanların öldüğünü düşünürüm. Bir daha olmayacaklarını düşünürüm. O acıyı yaşayacağım zamanı, çok daha önceden yaşarım beynimde.. Kendi kendime ağlarım sonra. Biri görüp dese ki "ne oldu birader ?", verecek cevabım bile yoktur. "Falan kişinin öldüğünü düşündüm, hayal ettim, şimdi de o hayalden dolayı ağlıyorum" gibi bir cevap veremeyeceğime göre.. İyi düşün, iyi olsun diyenlerden hiç olamamışımdır. Beynim herhangi bir konu hakkında hemen en kötüsünü düşünür.. En feci senaryolar tıkır tıkır beynimde oluşur birdenbire.. Ki bunun için hiç çaba harcamam bile.. Dediğim gibi, yaradılışım böyle..

Ortada fol yok, yumurta yokken bu tip düşünceleri kafamdan atamayan ben, hele ki gerçek hayatımla benzerlik taşıyan kötü bir hadiseyi başkasının yaşadığını gördüğüm zaman hayattan kesilirim adeta. Her şeyden kötü bir sonuç çıkarabilme korkusuyla yaşamayı normal hayat standardı haline getirmiş olan biri için doğal bir davranış biçimi (!) olsa gerek..

Enke'nin kızını kalbindeki delik yüzünden kaybetmesi ve Enke'nin intihar etmesiyle bu küllenmiş konunun tekrar gündeme gelmesi, doğuştan kalbinde problemi olan bir kız çocuğuna sahip olan beni feci ve iflah olmaz bir şekilde etkiliyor günlerdir. Kalple ilgili çok çeşitli hastalık biçimleri var. Başınıza gelince profesörü oluyorsunuz bu işlerin. Öncelikle kızımdaki durum Lara'nın ki kadar tıbbi anlamda kötü değil. Ama yine de ne çare. Beyin ürettikçe üretiyor kötü senaryoları. Doğuştan kalp açıklıklarının envayi çeşidi var. PDA, ASD, VSD, AS, MY vesaire vesaire.. Bunların hepsi tıbbi isimlerin kısaltılmışı. Mesela VSD "Ventriküler Septal Defekt" demek. Mesela ASD "Atrial Septal Defekt" demek. Peki onlar ne demek derseniz bilmiyorum. Ama PDA'yı biliyorum. Yani "Patent Ductus Arteriosus" illetini..

İşte benim kızımda doğuştan olan rahatsızlık bu.. Patent Ductus Arteriosus. Kısaca anne karnında iken çalışan, ancak doğduktan sonra 48 saat içinde kapanması gereken bir damarın kapanmayarak aktif çalışmaya devam etmesi şeklinde açıklanıyor. Doğduğunun ertesi günü söylediler Acıbadem Hastanesinde bize. O günden beri hep kontrol altındaydı. Devamlı ekokardiyografiler, şunlar bunlar.. Gündelik hayatını etkilemiyordu aslında. Görünüşte herşey normaldi. Kızım koşup oynuyordu her çocuk gibi.. Ama sonuçta vardı bu illet minik kızımın minik kalbinde.. Ve baştan beri "operasyon yapılmalı" denmesine rağmen kabullenmek istemeyen analık-babalık bünyemiz bir türlü razı olmuyordu. Ama yapacak birşey olmadığı için operasyonu 26 Ekim tarihinde yaptırdık Gebze Anadolu Sağlık Merkezinde. Tabi o günü, o anları, içeride minik kızımın üzerinde doktorlar çalışırken dışarıda bizim bekleyiş anlarımızdaki haleti ruhiyemizi ancak yaşayan bilir, anlar. Hiç durmaksızın, durabilmeyi beceremeksizin ağlamanın ne olduğunu öğreniyorsunuz.. O gün kızımın kalbine Ductus Oklüzyonu operasyonu yapıldı ve Perkütan Transkateter yöntemiyle kapanması gereken açıklığa bir metal madde yerleştirildi. O madde hayatı boyunca kalbinde kalacak, tıbbi literatüre göre herşey yolunda giderse kızım o maddeyi hayatı boyunca hiç hissetmeyecek.. Tanrıya şükür ki operasyonun iyi geçtiğini söylüyor doktorlar.. Şu anda burada uzatıp da okuyucuları sıkmak istemediğimden bu illetle ilgili riskleri ve yaşanabilecek komplikasyonları yazmak istemiyorum uzun uzun.. Tanrı hiç kimseye yaşatmasın..

Sonuç olarak tahmin ediyor ve işin içinde olduğumdan kelli çok araştırdığım için biliyorum ki, Lara'nın rahatsızlığı benim kızımın rahatsızlığından kat be kat ileri bir düzeydeydi. Zaten amacım rahatsızlıkları mukayese etmek değil. Sadece Enke'nin baba olarak yaşadığı duyguları bir nebze de olsa anlayabildiğimi anlatmaya çalışıyorum. Tam 27 ay boyunca "ya kızımı kaybedersem, ya kızıma birşey olursa" şeklinde yaşadım ben. O prensesimin, o hayatımın anlamının birgün gelip de beni bırakma ihtimalini kafamda trilyonlarca kere kurdum. Belki de binde bir olan böyle bir ihtimali, sanki kesin olacakmış gibi hergün yaşadım beynimde..

Velhasıl.. Tarifi imkansız ve anlaşılmaz duyguların pençesindeyim kaç gündür. Evlat başka bir şey usta.. Sahip olmayan bilmez, bilemez. Ben o doğana kadar nasıl yaşamışım, o yokken ne yaparmışım, neye gülermişim, neye ağlarmışım, hiçbir fikrim yok.. Sanki o doğmadan önce hiç yaşamamışım..

Bir baba evladının peşinden gitmek isterse, evladı her nerede olursa olsun gider.. Ama hızlı trenle gider, ama köprüden uçarak gider.. Güle güle Enke.. Şimdi al Lara'nı kucağına, doyasıya kokla onu gıdığından.. Öp öpebildiğin kadar...

08 Kasım 2009 Pazar

Atletico: 2 - Real Madrid: 3

Madrid Derbisinde son 10 yıllık gelenek değişmedi. Atletico Madrid yine kazanamadı. En son 1999-2000 sezonunda Real Madrid'e karşı maç kazanan Atletico, o maçtan bu yana oynadığı 16 Madrid Derbisinin içeride, dışarıda hiç birini kazanamadı. 10 derbiyi kaybetti, 6 derbide de berabere kalabildi. Bu derbilerin Marca'da yer alan dökümü şöyle;

2009-10 Atlético 2 - R.Madrid 3
2008-09 R. Madrid 1 - Atlético 1
2008-09 Atlético 1 - R. Madrid 2
2007-08 Atlético 0 - R. Madrid 2
2007-08 R. Madrid 2 - Atlético 1
2006-07 Atlético 1 - R. Madrid 1
2006-07 R. Madrid 1 - Atlético 1
2005-06 R. Madrid 2 - Atlético 1
2005-06 Atlético 0 - R. Madrid 3
2004-05 R. Madrid 0 - Atlético 0
2004-05 Atlético 0 - R. Madrid 3
2003-04 Atlético 1 - R. Madrid 2
2003-04 R. Madrid 2 - Atlético 0
2002-03 Atlético 0 - R. Madrid 4
2002-03 R. Madrid 2 - Atlético 2
1999-00 Atlético 1 - R. Madrid 1
1999-00 R.Madrid 1 - Atlético 3 (Atletico'nun son kazandığı Madrid Derbisi)

Maçın sonlarında Atletico biraz umutlanmış olsa da, Real Madrid geleneği bozmadı. Her Madrid Derbisinde Vicente Calderon'u büyük umutlarla dolduran ama her seferinde hüsrana uğrayan Atletico Madrid taraftarları için ise samimi olarak üzüntü duyuyoruz. Sırf adamların biraz yüzleri gülsün, bükük boyunları dikleşsin diye Real Madrid'in Calderon'da bir maç kaybetmesine bile razı olabiliriz bir Madridista olarak...

Atletico Madrid: 2 - Real Madrid: 3
Goller: Dk.5 Kaka, Dk.24 Marcelo, Dk.63 Higuain (Real Madrid) / Dk.79 Forlan, Dk.81 Aguero (Atletico)

07 Kasım 2009 Cumartesi

Derbi Madrileno

Atletico Madrid - Real Madrid (7 Kasım 2009, 23:00)
(144.İspanya Ligi Derbisi)


Daha önceki 143 lig derbisinin istatistiği;

77 Real Madrid galibiyeti..
35 Atletico Madrid galibiyeti..
31 Beraberlik..
254 Real Madrid golü..
193 Atletico Madrid golü...

05 Kasım 2009 Perşembe

Merak Edilen Taraftar Psikolojileri - 21

Serinin 21.bölümünde futbol kulüpleri ve derbileri tarihçiliğine meraklı kişilerin gündeminde kendine hep yer bulan, ancak genel olarak Türk futbol kamuoyunun gündemine Tuncay Şanlı'nın transfer olmasıyla oturan Stoke City Kulübünün evi olan Stoke-on-Trent kentini inceleyeceğiz. İngiltere'nin orta-batı bölümünde yer alan ve yaklaşık 250.000 nüfusa sahip olan Stoke-on-Trent kenti, sahip olduğu iki kulüple adına Potteries Derby denen bir derbiye ev sahipliği yapıyor. Derbinin tarafları ise Tuncay'ın takımı Stoke City FC ile Port Vale FC..

Aslında her ikisinin de İngiliz futbolunda dişe dokunur doğru dürüst başarıları yok. Ama yine de biri diğerinden daha başarılı elbette. Rekabetin daha başarılı ve daha büyük olan tarafı Stoke City. 1863 yılında kurulan Stoke City'nin sportif başarıdan daha önce gelen iki adet ünvanı var isminin önünde. Bir tanesi dünya üzerinde var olan en eski ikinci profesyonel futbol kulübü olması. En eski profesyonel kulüp olan Notts County'nin hikayesini daha önce yazmıştık. Stoke City onların arkasından ikinci sırada yer alıyor. Stoke City'nin diğer ünvanı da 1888-89 sezonunda başlayan İngiltere Futbol Liginin 12 kurucu üyesinden biri olması. O dönemlerdeki adıyla Stoke Ramblers olarak İngiltere futbol liginin temellerini atan 12 kulüpten biri olan Stoke City'nin yanında Accrington, Aston Villa, Blackburn Rovers, Bolton Wanderers, Burnley, Derby County, Everton, Notts County, Preston North End, West Bromwich Albion ve Wolverhampton Wanderers kulüpleri de İngiltere Futbol Ligininin diğer kurucu kulüpleri..

Bu iki önemli ünvanın yanında sportif başarı olarak da kentin daha büyüğü Stoke City. Kente gelen ve İngiliz futbolunda üst düzey kupalardan sayılan tek kupayı Stoke City getirmiş. 1971-72 sezonunda Lig Kupasını kazanmış Stoke City. Aynı kupada 1963-64 sezonunda da final oynamış. Stoke City bilindiği üzere bu sezon da Premier Lig'de mücadele ediyor. Şimdi böyle bir tablo sonunda, Stoke-on-Trent kentinde mukim futbol sevdalısı bir kişinin Stoke City taraftarı olması teoride akıla ve mantığa daha uygun gibi gözükürken, pek tabii ki pratikte bu durum böyle değil. Çünkü bu kentte Port Vale Kulübüne gönül vermiş bir kitle daha var. Stoke-on-Trent kentinin ilçelerinden (yada kasabalarından) biri olan Burslem'de 1876 yılında kurulan ve müzesinde hiç İngiliz futbolunda üst düzey kabul edilen herhangi bir kupası bulunmayan, tarihindeki en büyük başarı 1954 yılında FA Cup'ta yarı final oynamak olan Port Vale FC'ye gönül verenler için bu tabloların hiç bir önemi yok.. Onlar için Stoke-on-Trent kenti demek Port Vale demek. Gerisi hikaye.. Port Vale bugün ezeli rakibi Stoke City'nin oynadığı Premier Lig'den tam 4 kademe daha alt bir lig olan League Two'da mücadele ediyor. Maçlarını kurulduğu bölge olan Burslem'deki 22.500 kapasiteli Vale Park Stadında oynuyor. (Bu stadın adını her duyduğumda aklıma Vale Parking hizmeti geliyor, o ayrı). Her iki kulübün de kuruluşları çok eski olmasına rağmen, tarihleri boyunca çok fazla aynı ligde mücadele edememelerinden dolayı bugüne kadar sadece 51 maç oynayabilmişler birbirleriyle. Bu 51 maçın 44'ünü lig maçları, 6'sını Fa Cup eşleşmeleri, 1 tanesini de Football League Trophy adı altında oynanan bir maç oluşturuyor. Galibiyet sayısında da Stoke City önde ancak arada büyük bir fark yok. 51 maçın 19'unu Stoke City, 15'ini Port Vale kazanırken, 17 maç da berabere bitmiş. Stoke City 57, Port Vale ise 49 gol atmışlar. İlk maçlarını 15 Ekim 1887'de oynamışlar, 1-0 Stoke City kazanmış. Son maçlarını ise 10 Şubat 2002'de Stoke City'nin sahası olan Britannia Stadium'da oynamışlar ve 1-0 Port Vale kazanmış. Aralarındaki maçlarda rekabetin şiddeti üst seviyelerde yaşanmış. Örneğin 21 Ekim 2001'de Port Vale'in stadı Vale Park'da oynanan ve 1-1 biten maçtan önce Stoke City'nin taraftar grubu Naughty Forty'nin (N40), Port Vale'in mekanı olan Burslem sokaklarında çıkardığı olaylara Port Vale'li taraftarların (Valiants) karşılık vermesi sonucu ciddi sorunlar yaşanmış ve küçük bir yer olan Burslem sokaklarında ancak 300 polis memurunun çabalarıyla güvenlik güçlükle sağlanabilmiş. Son olarak hemen herkesin bildiği bir notu da ekleyelim; ünlü İngiliz şarkıcı Robbie Williams Stoke-on-Trent doğumlu ve koyu bir Port Vale taraftarı.. "She's the One" isimli şarkısını kişisel olarak da çok sevdiğimiz Robbie biraderimizin Port Vale eşofmanlı bir fotografına aşağıda yer verdik, fotografa uygun bir metni de kendimiz altına ekledik :-) Velhasıl, yine bir kent, yine iki takım, iki sevda.. Tuncay'dan kelli Stoke City'e başarılar dilerken, Port Vale Kulübünü ve sadık taraftarlarını da saygıyla selamlıyoruz...

Robbie Williams : "Olum Tuncay akıllı ol bak.. Burası Burslem, alayına gider !..."

Hınca Hınç Tribünler - 56

Fransa'da yaşadığını söyleyen ve adının belirtilmesini istemeyen bir okuyucumuz, Hınca Hınç serisinde Fransız tribünlerine pek yer vermediğimizi söyleyerek sitem etmiş ve 2 adet PSG tribünü fotografı göndermiş bize. Bu fotografların yanına bir tane de Fenerbahçe tribünü fotografı eklemiş. Fotografların hangi maçlardan olduğu bilgisini de yine kendisi vermiş.. Gerçekten güzel ve Hınca Hınç fotograflar.. Kendisine teşekkür ediyor ve blog okuyucularımızla paylaşıyoruz...

2004 yılı.. Fenerbahçe-Galatasaray maçı, Migros tribünü..

2008 yılındaki PSG-Lyon maçında Supras Grubu..

PSG'nin Monaco deplasmanında Supras Grubu...

31 Ekim 2009 Cumartesi

Emsal'e Gel !

Her sene aynı filmi görmekten, aktörleri değişen ama muazzam teatral yetenekleri değişmeyen tiyatroları izlemekten biz çoktan sıkıldık. O nedenle üzerinde yorum bile yapmazdık bunların. Ama son maçla ilgili olarak beklenen ceza konusundaki emsal anlayışı, üzerinde yorum yapılmayacak gibi değil. Büyük tribüncü Haldun Üstünel buyurmuşlar;

".......Bizim sahamızda yaşanan ve aldığımız bir ceza vardı. Bunun bir emsal teşkil etmesini bekliyorduk. Emsal teşkil edecek bir karar çıkması bizi memnun ederdi......."

Geçen sezon ki (12 Nisan 2009) meşhur kavgalı maçtan mı bahsediyor acaba diye düşündük önce. Ama olamazdı, çünkü Galatasaray o maçta 1 maç seyircisiz, 1 maç da saha kapatma olmak üzere 2 maç ceza almıştı. Dolayısıyla Haldun Bey'in Fenerbahçe'ye verilen 2 maçlık seyircisiz oynama cezasından dolayı yaşadığı hayal kırıklığı o kavgalı maçla ilgili olamazdı. Demek ki daha önceyi, yani 19 Mayıs 2007 tarihini işaret ediyordu Haldun Üstünel..

19 Mayıs 2007'de oynanan maçta yaşananlarla, geçtiğimiz hafta oynanan son maçta yaşananlar aynı dereceye sahip Haldun Bey'in gözünde.. Ne yaşanmıştı peki 19 Mayıs 2007'de ? Balık hafızalı toplumuzdur elbette ama hafızası keskin olanlar da vardır. Tam 12.000 koltuğun sahaya atıldığı, yüzlerce pet şişenin, cep telefonunun, pilin, bozuk paranın, taşın, çakmağın atıldığı, hakemin maçı durdurup soyunma odasına gittiği bir maçla geçen hafta sonu oynanan son maçı aynı derecede olaylı görmek, kelimelerle izah edemeyeceğimiz anlaşılmaz bir bakışın örneği malesef. Bu iki maç nasıl aynı olur yahu ?

Fenerbahçeli futbolcular tribünden atılan pet suyu gözlemciye ahlar vahlar arasında koşarak götürecek kadar teatral yeteneklere sahip değiller malesef..(Zaten hangi birini götüreceklerdi ki..) Ali Sami Yen tribünlerindeki taraftarlar sahaya yüzlerce koltuk, su, telefon, para, taş vs. atmalarına rağmen maşallah o kadar yufka yürekliler ki, kimseye birşey isabet etmemesine o derece dikkat ediyorlar. Ama Şükrü Saracoğlu'ndaki taraftarlar attıkları tek tük maddeyi direk 4.hakeme isabet ettirebilecek kadar gaddarlar mazallah !! Mantık bu olmalı. Çünkü bir tarafta bin atılmış, diğer tarafta on atılmış olmasına rağmen ikisine de aynı ceza bekleniyorsa bundan dolayı bekleniyordur herhalde. "Biz bin attık ama kimsenin kafayı yarmadık. Ayrıca siz de bizim attıklarımızı koşarak gözlemciye götürseydiniz kardeşim, bize ne !"

Kaldı ki o maça 5 maç ceza verilmişken son maça 2 maç ceza verilmesi üzerine çıkıp Fenerbahçe nümayiş yapsa başı ağrımaz. O maç 5 maçlık cezaysa, bu maç nasıl 2 maçlık ceza olur ? Sadece sahaya atılan maddelerin sayısal adedi bile 2'ye 5 oranından kat be kat fazladır 19 Mayıs 2007 tarihindeki maçta.. 19 Mayıs 2007 tarihindeki maçla 25 Ekim 2009 tarihindeki maç arasında tek bir benzerlik vardır, ikisini de Fenerbahçe kazanmıştır. 19 Mayıs 2007'deki maçla ilgili birkaç hatırlatıcı fotografı da aşağıya koyduk. Bilen zaten biliyor da, maksat nostalji olsun işte..

Değinmek istediğimiz bir başka konu da "Ne var kardeşim 10 senedir Kadıköy'de yeniyorsanız. Bizim sahamızda da hep biz yeniyoruz" karşı refleksi. Haldun Bey'in basın toplantısında da bu minvalde birkaç cümlesi var. Bunun üzerine uzun uzadıya yazacak değiliz. Arşiv denen birşey var. Bakarsınız, görürsünüz. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de son kaybettiği maç 1999-2000 sezonunun ilk yarı karşılaşması. 22.12.1999 tarihinde oynanmış. O tarihten bu yana Galatasaray'ın sahasında da 10 lig maçı oynanmış. 9 tanesi Ali Sami Yen, 1 tanesi Olimpiyat Stadında. Fenerbahçe'nin bu maçlarda 3 galibiyeti (26.03.2000/1-0, 27.11.2005/1-0, 19.05.2007/2-1), 3 beraberliği (26.11.2000/0-0, 21.09.2003/2-2, 12.04.2009/0-0), 4 de mağlubiyeti var. Yani 10 maçta 3 galibiyet, 3 beraberlik, 4 mağlubiyet var.. Peki diğer tarafta ne var ? 10 maçta 10 mağlubiyet var.. Neresi aynı bunların ?

Kaldı ki, geçen sezon 4-1 kazandığımız maçtan sonra şurada da yazmıştık. Galatasaray'ın Kadıköy haleti ruhiyesi 10 senelik hadise değil. 10 sene önceki son Kadıköy lig maçı galibiyetlerinden daha önceki son Kadıköy lig maçı galibiyetleri de 11 Nisan 1993 tarihinde. Arada da 1998 yılında kazandıkları bir TSYD Kupası maçı var Kadıköy'de. Yani son 17 senede Kadıköy'de sadece 3 galibiyet. Bunlardan biri de lig değil, turnuva maçı.. Bir sene değil, beş sene değil.. Hepsinde de mi bir ketenpere vardı be mübarek ?..

Her Kadıköy mağlubiyeti sonrası düzenlenen basın toplantısının klasik başlangıç cümlesi olan "Biz yenilgiye kılıf aramıyoruz, mazeret üretme niyetinde değiliz, ancaaaaaak...." tarzından bizim herhangi bir memnuniyetsizliğimiz yok, olamaz da.. Yazının en başında da belirttiğimiz gibi biraz sıkkınlık ve bıkkınlık veriyor sadece.. Karşı yaka sakinleri memnunlarsa tablodan, bizim için hiç sorun yok.. Çünkü bizim "Acelemiz yok, işimiz bu..."






25 Ekim 2009 Pazar

Sen Yenisin Galiba..

Gerçek Türkiye'ye ve Türkiye gerçeğine hoş geldin Frank.. Arkadaşlarının yanında yerini alabilirsin.. Yabancı değiller, hepsi tanıdık isimler.. Seni bekliyorlar;

1999-2009 Kadıköy Katılımcıları; Fatih Terim, Mircea Lucescu, Gheorghe Hagi, Erik Gerets, Karl Heinz Feldkamp, Michael Skibbe, Frank Rijkaard...

Hepsine saygıyla, hürmetle...

Fenerbahçe: 3 - Galatasaray: 1

Stad: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bünyamin Gezer, Serkan Gemçerler, Tarık Ongun.

Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Mehmet Topuz, Cristian, Emre, Vederson (Selçuk Dk.90), Alex (Andre Santos Dk.76), Kazım (Guiza Dk.72).

Galatasaray: Franco, Sabri, Servet, Gökhan, Hakan, Ayhan, Mustafa, Keita, Elano (Aydın Dk.82), Arda (Kewell Dk.57), Baros (Nonda Dk.5).

Goller: Alex (Dk.12 ve 53 pen.), Guiza (Dk.90+2) / Hakan (Dk.56)
Kırmızı Kart: Keita (Dk.74)

15 Ekim 2009 Perşembe

3 Kuruşluk (!) Fenerbahçe Taraftarı

Bu yazı "Fenerbahçe Halktır" Blogundan alınmıştır. King Santillana da dibine kadar, sonuna kadar, sonsuza kadar katılmaktadır.. Buyrun;

Aşağıda, geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe resmi sitesinde "Taraftarımızın Dikkatine" başlığı ile yayınlanan bir açıklamadan satır başları var. Ne deniyordu orada ?

"...25 adet koltuk kırılmıştır. Bu kapsamda Türkiye Voleybol Federasyonu'ndan Kulübümüze gönderilen yazıda, söz konusu koltukların Fenerbahçe seyircisi tarafından kırılıp kullanılamaz hale geldiği ve 1625 TL tutarındaki hasar maliyetinin Kulübümüz tarafından karşılanması gerektiği bildirilmiştir.

Bu tip olaylar FAIR PLAY anlayışı açısından da, ceza maliyetleri açısından da büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Kulübümüzün hiç bir maddi kazancının olmadığı bir karşılaşmada tazminat sorumluluğu doğuran bu olaylar, sonuç olarak Kulübümüzün kaynaklarının heba olmasına sebebiyet vermektedir.

Söz konusu olayların bu şekilde devam etmesi halinde bu tip karşılaşmaları SEYİRCİSİZ oynamanın, Kulübümüzün menfaatleri açısından daha uygun olacağını üzülerek bildirmek isteriz."

Bu açıklama çok çeşitli sebeplerden dolayı -en hafif tabirle- ayıptır.

Birincisi; iki yıl öncenin şampiyonu, geçen senenin finalisti erkek voleybol takımının, maddi kazanç getirmemesi nedeniyle taraftarla oynamasının lüks olduğu, çünkü taraftarın "Potansiyel Ceza Sebebi" olduğu söylenmektedir. Bundan seneler önce, kulüp grupların elinde kıvranırken, onların ağa babasınca taraftara karşı sarf edilen çirkin sözleri akla getiren bu "Genelleyici" yaklaşım gönül kırıcı olmuştur.

İkincisi; kulüp "SEYİRCİSİZ oynarız" yazarken caps-lock tuşuna basarak, kendi taraftarını tehdit etmektedir. Evet, bu somut bir tehdittir çünkü üç büyüklerin basketbol maçlarında beş senedir deplasman taraftarı gidememektedir. Bu baskıcı, çirkin ve haksız uygulamaya atıf yapılarak, kulüplerin taraftar üzerindeki gücü hatırlatılmakta, kırılan 25 adet koltuk yüzünden taraftar alenen tehdit edilmektedir. Oysa "Fenerbahçe'yi izlememize İngiliz İşgal Komutanları bile engel olamadı" sözü Fenerbahçe tarihinin ve taraftarının düsturudur.

Üçüncüsü; takımı taraftarsız oynatmak tehdidini gündeme getiren ceza sadece 1.625 liradır. Bu kadar ciddi bir yaptırım uygulamaya bahane olacak çapta olaylar çıkmamış olmasına rağmen, kulüp taraftar üzerinde hakimiyet ilan edip yasak koyacağını beyan etmektedir. TFF resmi sitesinde ufak bir aramayla kulüp yöneticilerinin aldığı cezalar listelenebilir. Son örnek 5 Mart 2009 tarihli disiplin kurulu toplantısından Aziz Yıldırım'a çıkan 15.000 TL para cezasıdır. Kulübün açıklamasını emsal alarak; neredeyse 10 katı fazla ceza aldığı için -Kulübün gerçek sahibi olduğu resmi ağızlarca da defaten belirtilmiş taraftarlar olarak- biz de kulüp başkanı ve ceza alan diğer yöneticilerin maçlara gitmemesini talep edebilir miyiz ?

Fenerbahçe Spor Kulübü, halkın bağrından çıkmış, halkın sevgisiyle bugünlere gelmiştir.

Fenerbahçe taraftarını maçları izletmemekle tehdit etmek, Fenerbahçe'ye hiç yakışmayan ve dile getirenin utanması gereken bir ayıptır.

Basketbol maçlarındaki "Deplasman Yasağı" kararı, bir an önce gözden geçirilmek durumunda iken, örnek bir kararmış gibi voleybolda da uygulanmak istenmesi, Türk sporu adına utançtır.

"Sporda ve Tribünde Şiddet" önlenmesi gereken bir sorundur. Fakat bu problem, fevri kararlarla çözülemez. Zaten az sayıda seyircinin takip ettiği bir sporu, tamamen taraftardan soyutlamak, amaca hizmet etmez. Ortadaki sorun "Şu mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim" mantığıyla değil; ancak emniyetin, kulüplerin, federasyonun ve taraftarların ortak çalışmasıyla çözülebilir.

Kulübümüzün 1.625 Lira için taraftarına karşı takındığı tavır moral bozucudur, kalp kırıcıdır. Fenerbahçe halkın takımıdır, halktan soyutlanamaz. Daha iki sene önce taraftarların yuzyillarca.com üzerinden yaptığı yardımlarla şampiyon olan takımımızı izlemek için, gerekiyorsa 1.625 Lira'yı ödemeye talibiz.

FENERBAHÇE TARAFTARLARI

07 Ekim 2009 Çarşamba

Hınca Hınç Tribünler - 55

Bilmiyoruz çok mu iddialı bir cümle olur ama, bize göre dünya üzerindeki en güzel mimariye sahip kale arkası tribünleri Luigi Ferraris Stadı'nın kale arkalarıdır. Alt katı biraz daha büyük, üst katı ise daha dar ama dik ve adeta bir balkonvari mimarisi, ayrıca sağ ve sol taraflarını kapatan duvarlar sayesinde o bölümlere onlarca pankart asılabilmesi çok muazzam bir görüntü oluşturur bizim gözümüzde. Bu muazzam mimarinin üstüne, bir de Genoa ve Sampdoria gibi iki muhteşem taraftar kitlesi de konuşlanınca oralara, gerçekten tadından yenmez oluyor. Hınca Hınç Tribünler serisinin bu 55.bölümünde, önceki bölümlerinde de yer verdiğimiz Genoa ve Sampdoria taraftarlarına yer veriyoruz yine.. Ah ulan Luigi Ferraris.. Üst katın setine çıkıp karşı curvaya işaret parmağı sallayamadan mı öleceğiz be ?...
Genoa taraftarları..

Sampdoria taraftarları...

Armaların Anlamları Serisi Hakkında

Yazdığımız yazıların arkasını pek kovalamayız biz. Kovalamak derken, yazımızın kullanıldığı yerleri araştırmaktan bahsediyoruz. Yani öyle bir alışkanlığımız pek yok. Ayrıca zamanımız da yok. Biz yazmaya bile doğru dürüst vakit bulamazken, yazdığımızın akıbetini araştırmaya nasıl vaktimiz olsun ? Sadece Hürriyet Gazetesinin bir ara verdiği Hürriyet Spor ekini okurken bizzat kendimizin yazdığı bir yazıya rastlamış ve bundan da burada bahsetmiştik..

Bugün bir dostumuz uyandırdı bizi. Armaların Anlamları serisi ile ilgili birkaç tane link yolladı bize. Vay anam vay, ne cevherler varmış yahu. Yolladığı linkler şunlar;

http://www.wardom.org/showthread.php?p=2514764
http://amblem.blogcu.com/
http://www.forumilk.com/futbol/70067-armalarin-anlamlari.html

Arkadaşın söylediğine göre başka başka yerlerde varmış ama o sadece birkaçını yollamış bize. Arkadaş siz niye böylesiniz ya ? Bunlar ciddi emek harcanarak yazılmış yazılar. Hiç olmazsa nereden bulduğunuzu yazamaz mısınız ? Hele o ilk linkte, wardom.org'lu linkte, yazışmalardan gerçek adının Deniz olduğunu anladığım David Brown nick'li paşa demiş ki;

"Yeni bir seri yapmaya karar verdim yine. Bu konuda size imkan buldukça kulüplerin armalarının nasıl oluştuğunu ne anlama geldiğini açıklayacağım. Başlangıcın şerefine 3 taneyle başlıyorum."

Heeeyt ulan aslanım benim be.. Adamdaki havaya bak.. :-)

Sonra da almış bizim serideki arma anlamlarını, tek bir kelimesini bile değiştirmeden, hatta aynı fotografları da kullanarak birebir kopyalayıp yapıştırmış. Sadece araya bir tane de kendinden yalap şap bir Juventus arması eklemiş. Vay anasını sayın seyirciler.. Millet de yazık yazmış buna "Ellerine sağlık Deniz, çok teşekkürler Deniz, Türk takımlarını da yazsana Deniz.."

King Santillana yazarsa Türk takımları armalarını, Deniz de size yazar merak etmeyin !!

Fesupanallah ya !!...

01 Ekim 2009 Perşembe

Milliyet Arşivleri

18 Ocak 1985.. Taraftarlık Anketi..

Tek kelimeyle harika bir hizmet bu. Milliyet Gazetesine ne kadar teşekkür edilse az. Türkiye'nin 54 yıllık tarihi adeta. Gün be gün.. Gerek spor olsun, gerek başka konular olsun arşivciliğe, tarihçiliğe, istatistikçiliğe gönül vermiş, bunlarla kafayı yemiş ezcümle numune için (bkz. birisi de bu satırların yazarı) bulunmaz bir nimet gerçekten. Çok teşekkürler Milliyet. Yıllardır boşuna okurun olmamışız demek ki.. Bu arşivin içinde kaybolmaya çoktan gönüllü olmuş biri olarak, bildiğimiz, dinlediğimiz, bazılarını gördüğümüz, bazılarını bizzat yaşadığımız, ama hiçbir şeye dijital makinayla çekilmiş fotograf görmeden inanmayan zamane taraftarlığı tarafından "hadi len sende !" nidalarıyla cevaplar aldığımız tarihsel kimi gerçekliklerin görüntülerini cümle cenaha "belgeyse belge, fotoysa foto" diyerek sunabilmemizi sağlayacak bu muhteşem arşivin keyfini sürmek muazzam bir güzellik olacak bizim için.. Silah icad olunca bozulan mertlik gibi, arşiv icad olunca da kimi yanılsamalar, kimi "kendin söyle kendin inanlar" bozulacak elbette.. Hayırlı olsun herkese...

11 Ocak 1981.. Beşiktaş'ın zor günleri..

14 Ekim 1980.. Bir başka taraftarlık anketi..

5 Haziran 1983.. 12 yaşında babamla birlikte Ali Sami Yen numaralısında konuşlandığım maç. Galatasaray: 4 - Fenerbahçe: 4

1996.. Fenerbahçe'nin Gaziantepspor tarafından karşılanışı; "Kurtuluş Savaşının Simgesi, Atatürk'ün Takımı Fenerbahçe.. Hoş Geldiniz.."

29 Eylül 2009 Salı

55lira.com

Ölümü gösterip sıtmaya, 55'i gösterip 44 liraya razı etmeyin ! İnat etmeyin !

55lira.com

10 Eylül 2009 Perşembe

Armaların Anlamları 23 - CA Boca Juniors

Armaların Anlamları serisinin 23. bölümünde Boca Juniors'un armasına değineceğiz. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki Arjantin gibi bir futbol ülkesinden, tribün kültürünün, taraftarlığın, rekabetin böylesine uç boyutlarda yaşandığı bu coğrafyadan çok daha komplike, çok daha gösterişli ve çok daha güzel armalar bekliyor insan.. Ama gelin görün ki Arjantin futbol kulüplerinin armaları oldukça basit ve sade. Hemen hemen tamamında kulüp isminin baş harfleri var. CABJ, CARP, CAVS, CAI gibi..

Boca'nın armasında da kulüp adının baş harfleri merkezi oluşturuyor. Club Atlético Boca Juniors tam adının baş harfleri CABJ olarak yansıyor armaya. Etrafında ise yıldızlar var. Bu yıldızlar tam 50 adet. İnternette araştırdığınızda daha az sayıda yıldız olan Boca armaları da çıkabilir karşınıza. Ancak kulübün resmi sitesine girdiğinizde de göreceğiniz gibi, 2008 yılından bu yana 50 yıldızlı arma kullanılıyor. Sebebi ise şu; 3 Nisan 1905'te kurulan Boca'nın kurulduğundan bu yana kazandığı ulusal yada uluslararası futbol şampiyonluklarının (Apertura, Clausura, Libertadores, Intercontinental, Sudamericana, Recopa ve benzeri pek çok kupa) sayısı kadar yıldız var armada. Boca Juniors'un 1919-1930 yılları arasındaki amatör dönemde kazandığı 7 ulusal kupa, 1931-2009 yılları arasındaki profesyonel dönemde kazandığı 25 ulusal kupa ve 1977-2009 yılları arasında kazandığı 18 uluslararası kupanın her birinin bir yıldız karşılığı var Boca'nın armasında. 2008 yılında kazanılan Recopa ve Apertura ile birlikte kupa sayısı 50'ye çıktığından 2008 yılından bu yana 50 adet yıldız Boca armasında arz-ı endam ediyor. Armanın tüm esbab-ı mucibesi bundan ibaret. Ayrıca şunu da belirtmeden geçmeyelim, her kazanılan kupaya bir yıldız ilavesi pek de mantıklı ve hoş gelmiyor bize. Bundan 40 sene sonra ne olacak o armanın hali ?...

Sen İstanbul'sun, Büyük Düşün !

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Akılda tutması zor bir cümle.
*
İnsan hafızası özürlüdür çünkü.
*
Bakın “görülmemiş afet” diyorlar.
Görüldü halbuki.
Hem de “görülmemiş” diyen basınımızın burnunun dibinde...
Basın Ekspres Yolu’nda görüldü.
*
Aynı yer, aynı dere.
1995’ti sene.
*
Kimdi belediye başkanı ?
Şimdiki Başbakan.
Kimdi İSKİ müdürü ?
Şimdiki Çevre Bakanı.
Asfaltta kayıkla geziyoruz...
Kimdi kayık müdürü o günkü ?
Ulaştırma Bakanı bugünkü.
*
15 senedir İstanbul’u...
7 senedir ülkeyi yönetiyorlar.
Depremde, evden çık !
Karda, evden çıkma !
Yağmurda, üst kata çık !
Gözleri var görmezler, diyor ya...
Görülemiyor hâlâ.
*
8 artı 2 şehide gelince...
O görülmemiş değil.
Sıradan..
O nedenle birinci sayfalarda pek “görülmez” basınımız tarafından.
Yılmaz Özdil / Hürriyet - 10.09.2009

09 Eylül 2009 Çarşamba

Hacivat - Karagöz

İstanbul'da bir otobüs durağı...

05 Eylül 2009 Cumartesi

Maçtan Sonra Herkes Spor Sergi'ye !

Böyle bağırılırdı gündüz oynanan futbol maçlarında, maçın sonlarına doğru. Akşam ki basket maçına davet edilirdi tüm tribün. Hoş, zaten giden giderdi, boş kalmazdı Spor Sergi oynayan Fenerbahçe olunca.. O yaylanan, o gacırdayan gucurdayan tahta sıralar, şahsi tribüncülük hayatımızın en güzel günlerine şahit oldular.. Fotograf için sevgili dostum ve kardeşim Efeser'e çok teşekkür ediyorum. Sağolsun.. Beni benden aldı gecenin bu vaktinde...

Velhasıl şöyle bitirelim;
"Geçmiş zaman olur ki hayal-i cihan değer.."

04 Eylül 2009 Cuma

İsyan Ediyoruz !

Çoğunluğu kombine kart sahibi Fenerbahçe taraftarları olarak;

Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nun kale arkası tribün biletlerine biçtiği 55 Liralık fiyatı protesto ediyoruz !

Localara ve/veya diğer pahalı tribünlerin kombine fiyatlarına yapılacak küçük bir düzenleme ile, aynı maddi fayda elde edilebilecekken, "yadsınamaz bir Türkiye gerçeği" olan dar gelirli kitlelerin 55 Liralık biletle Fenerbahçe'den koparılmasını protesto ediyoruz !

Hemen hepsi çok başarılı birer işadamı olan yönetim kurulu üyelerinin bu basit matematik ve ticaret bilgisinden yoksun olmayacaklarını çok iyi bildiğimiz için, "zümre yaratmaktan" başka hiç bir amaca hizmet etmediği belli olan 55 Liralık biletleri protesto ediyoruz !

Kuruluşundan bu yana "Halkın Takımı" olduğu, diğer takımların kurucuları tarafından bile kabul edilen Fenerbahçe'nin halkından uzaklaştırılmasını protesto ediyoruz !

İşgal yıllarında top yekün savaş verip, kurtuluşa kavuşan halkın sahadaki gözbebeği olan Fenerbahçe'nin bu fiyatlarla, köklerine sırtını dönmesini protesto ediyoruz !

Haykırıyoruz !
Fenerbahçe'nin bir asırı devirmiş mazisindeki en büyük pay sahibinin, tribünleri dolduran ve efsane sporcuları bağrından çıkaran halk kitleleri olduğu unutulmasın.

O Fenerbahçe ve sporcular ki, müzede sergilenen kupaları her kaldırdıklarında, yine içerisinden çıktıkları halkın omuzları üzerinde şerefle yükseldiler.

Kale arkası biletinin 55 Lira olmasına isyan ediyoruz ! Bilet fiyatları 20 Lira'ya çekilmeli; öğrenci bileti, çocuk bileti gibi uygulamalara bir an evvel başlanmalıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü; mazideki halkın, atideki halka bıraktığı bir sevda mirasıdır. Sevdamızı sömürmeyin !

31 Ağustos 2009 Pazartesi

İki Gözüm !

Halka Kapılarımızı Geniş Açalım İki Gözüm..
Kapılar 55 Lira be Gözüm !