22 Nisan 2008 Salı

Los Angeles'da Bir "Staples Center" Akşamı..

Aslında yazı yeni değil. Üç buçuk senelik. 2004 Ekim'inde salondan canlı izleme fırsatı bulduğumuz bir Lakers-Clippers maçından sonra yazmışız. Hem NBA play-off'larının başlaması şerefine, hem de "Derbiler"den bu kadar dem vuran bir blog olarak Los Angeles Derbisi niyetine [ne var ? aynı şehir değil mi kardeşim :) ] buraya da koyalım dedik. Meraklısına...

22.10.2004 akşamı Staples Center'da oynanan Lakers - Clippers pre-season maçına gitme fırsatım oldu. Ortamı klavyem yettiğince anlatmak istiyorum basketbolsever forumdaşlara..

Staples Center “Downtown” adı verilen yüksek gökdelenlerin olduğu şehir merkezinde. Hava karardığında yapılan ışıklandırmayla salon dışarıdan tamamıyla mor olarak gözüküyor. Oldukça haşmetli ve çok güzel bir görüntüsü var.

Bacanakla arabayı park edip salona doğru yürüyoruz. Maç günü olduğu için etraf oldukça hareketli. Herkes Lakers’la ilgili bir şeyler giymiş, salona doğru akıyorlar. Gözlerim ısrarla Clippers’lı arıyor ama nafile. Bu arada Amerikaya geldiğimden bu yana gördüğüm 2. en güzel hatunları Lakers maçına giderken (ve maç esnasında) görüyorum. Özellikle siyah bayan basketbolseverler müthiş.. (“Peki bunlar 2. en güzellerse, 1. en güzeller nerede” diyecek olursanız, onlar LA’da değiller. Onlar Las Vegas’dalar..)

Salonun önüne geliyoruz. Bir siyah bayan görevli kapıda hoş geldiniz diyor. Ve çantamızın içine bakıyor. Ben “üst araması da yapar inşallah” diye içimden geçirirken bu güzel siyah bayan bana “cebinizde bir şey var mı” diye soruyor. Bende yok diyorum ve “Staples Center’a tekrar hoş geldiniz” diyerek içeri davet ediyor beni. Ben “Herhalde ben erkeğim o bayan, o yüzden aramadı üstümü” diye düşünürken bacanak açıklıyor hadiseyi bana “Basketbol maçlarına girerken üst aranmıyor burada. Sadece sözle soruyorlar ve senin sözlü cevabını yeterli görüyorlar”. Türkiyede polisimizin kapılardaki üst aramasını gözümün önüne bir an getirip, hemen gönderiyorum gerisin geriye..

Bu güzel bayandan birkaç metre sonra yan yana birkaç tane turnike ve her birinin başında görevliler var. Biletimizi alıp barkodunu okutuyor ve tam anlamıyla salonun içine kendimizi atıyoruz.

Önce basketbol salonunda mıyım yoksa akmerkez türü bir yerde miyim anlayamıyorum. İçeride Mcdonalds'dan Kentucky’e kadar bilmem kaç çeşit yemek yiyebilme yeri ve seçeneği var. O salondaki 19 bin küsür kişi (bu maçta da en az 14-15 bin seyirci vardı) en fazla önündeki 2 yada 3 kişiyi bekleyerek yemeğini alıp yiyebiliyor. Aynı bizim Saracoğlundaki yada İpekcideki yada Caferagadaki gibi !! Bir sosisli için ezilmeden, büzülmeden..

Girişte solda “Sports Arts and Memoriable” diye bir dükkan var. Eski sporcuların fotoğraflarının ve yağlı boya tablolarının olduğu güzel ve keyifli bir mekan. Adeta müze. Fotoğrafları inceliyor ve zaman tünelinde gezinti yapıyoruz adeta.. Ve elbette salonda takım materyallerinin satıldığı bir Store var. Ama bu mağaza Lakers Store yada Clippers Store değil. Bu mağaza “Team LA” isimli bir mağaza. Los Angeles’da da çok yaygın olan bu mağaza Staples Center’ın içinde de var ve hem Lakers hemde Clippers materyalleri satıyor. Ayrıca şehrin sokaklarındaki diğer Team LA mağazaları Dodgers (beyzbol), Raiders (Amerikan Futbolu) gibi diğer LA takımlarının materyallerini de satıyorlar. (Raiders şu anda Oakland'da. Oraya taşınmışlar. Ama yine de LA'da çok seviliyorlar) Salondaki mağazada ise sadece Lakers ve Clippers materyalleri var. Mağaza çok kalabalık, millet harıl harıl Lakers materyali alıyor. Yılların Lakers’lısı olmama rağmen Clippers standlarında kimsenin olmaması dokunuyor bana. Serde “ezilenin yanında olmak” varya, hemen gidiyorum Clippers standına inceliyorum her şeyi. Aleme inat.. (Halen ve her zaman Lakers’lıyız o ayrı..)

Asansörle (evet yanlış okumadınız asansörle) biletimizin olduğu tribüne çıkıyor ve tribüne giriş yapıyoruz en sonunda.. Ben ağzımı kapatmakta biraz zorlanıyorum. Çünkü karşımda yaklaşık 19.000 kişilik bir basketbol salonu var. Salon kelimenin tam anlamıyla “devasa”. Bizim Abdi İpekçiyi düşünün. Orada iki bölümdür tribünler. En alttan tribünlerin ortasına kadar bir bölüm, ortada yürüyüş ve arkadaki koridorlara çıkış yolu, onun üzerinde de salonun en üstüne kadar çıkan ikinci bölüm. En üste çıktığınızda Abdi İpekçi hakikaten ihtişamlı gözükür. Sahadaki basketbolcular da ufacık.. İşte şimdi o Abdi İpekçi tribünlerinin üstüne 3 katlı ve tüm salonu çevreleyen localar ve o locaların da üstüne Abdi İpekçideki tribünlerin ilk bölümü kadar birde tribün koyun. Bilmiyorum yüksekliği ve muhteşemliği tarif edebildim mi size.. Manyak bir salon. Ama gel gör ki o güzelim salonda millet tiyatro izlemeye gider gibi maça gidiyor, endüstriyel taraftarlığın ağa babasını yapıyor.. Salonda lacivert kumaş pantolon, lacivert yelek, lacivert kravat ve mavi gömlek giyen, son derece şık bay ve bayan görevliler var. Yerini bulamayan insanlara yardım ediyorlar. Sanki basketbol salonu değil de tiyatro. Davranışları son derece nazik..

Maçın başlamasına doğru salonun % 75’i doluyor. Sezon öncesi maçı için oldukça iyi bir rakam. Açıkcası ben bu kadar dolmayacağını düşünüyordum. Nereden baksanız 15.000 seyirci var. Takımlar önce normal bir şekilde sahaya çıkıp ısınıyorlar. Lakers alkış yağmuru içinde sahaya geliyor. Clippers sahaya çıkarken ise çevremdeki insanların alay dolu bağırış ve hareketleri var. Kimsenin aşırı bir nefreti yok Clippers’a. Hatta Lakers maçı şehir dışında olduğu zaman insanlar Clippers maçlarına da gidiyorlarmış. Ama sadece basketbol seyretmek için. Şehrin gerçek ve en sevilen-tutulan takımı kesinlikle Lakers.. Clippers bence en kısa zamanda o şehirden taşınmalı. Düşünsenize iki saattir Staples Center’dayım ve tek bir Clippers’lıya rastlamadım. Daha sonra (yani ısınmadan sonra) salonun ışıkları tamamen söndürülüyor. Ve hemen sol potanın hizasındaki bench’in arkasındaki çıkış tüneline bir ışık tutuluyor. Oyuncuların isimleri tek tek ve bağıra bağıra anons edilerek Lakers takımı sahaya davet ediliyor. Arkasından ışıklar yanıyor ve son derece sıradan ve alçak bir sesle de Clippers anons ediliyor.

İlk 3 dakika da Lakers adeta şov yapıyor ve 10-0 öne geçiyor. Clippers mola alıyor.

Mola sırasında devamlı müzik yayını var. Maç esnasında tv'lerde NBA maçı seyrederken duyduğumuz kiliselerdeki org sesini andıran bir müzik çalınıyor ve bu müziğe uygun olarak seyircilerden bağırmaları istenen tezahüratlar skorbordda yazılıyor. Mesela “Let’s Go Lakers” yada “Here we go Lakers.. Here we go..” gibi.. Meşhur “defense… defense…” tezahüratı bile skorbordda yazıyor ve insanlar bağırıyor.

İlk çeyreğin bitmesine 5:30 dakika kala Clippers 15-17 öne geçiyor. Etrafımda biraz şaşkınlık ibareleri seziyorum. Çünkü 10-0 dan sonra mola alan Clippers o moladan beri sahanın tek hakimi.. İlk çeyreğin bitmesine 1:41 dakika kala Clippers hala 21-24 önde. Lakers’lıyım ama bu garip Clippers’ın bu kadar adamı böyle şaşkına çevirmesi hoşuma da gitmiyor değil hani..

Bu arada bir paragraf Kobe için açmak gerekiyor. Kobe’nin oyunundan falan bahsedecek değilim. Herkes zaten biliyor. (Gerçi bu maç sinirliydi biraz, tartıştı itişti birkaç kez Clippers’lı oyuncularla). Bahsedecek olduğum şey Kobe’nin insanlar tarafından çok seviliyor olması. Kobe’nin basketlerinde salondaki hemen herkes bağırıyor. Mesela hemen solumuzda hayvan gibi bir siyah vardı. Kız arkadaşıyla gelmiş maça. Herif tam bir Kobe manyağıydı. Lakers’lı diğer oyuncular smaç yapıyor, 3 sayılık atıyor, adamın umurunda değil. Ama Kobe faulden bile basket atsa herif çıldırıyordu. Bağırıyor, alkışlıyor, çığlık atıyor vs.. Kobe şehrin yeni ilahı diyebiliriz kısaca..

İlk çeyreği Clippers 28-34 önde kapıyor. İnsanlar halen şaşkın..

İkinci çeyrekte de Clippers direnmeye devam ediyor. Devrenin bitmesine 5:39 dakika var ve Clippers hala 40-44 önde. Ama Lakers en sonunda yakalıyor beraberliği 4:25 dakika kala. Skor 47-47 oluyor. Ve Clippers’ın direnme gücü tükeniyor sonunda. Bu dakikadan itibaren Lakers oyunun tek hakimi artık. Lakers devreyi 61-53 önde kapatıyor.

Devre arası yaklaşık 20 dakika. Hemen koridorlara atıyoruz kendimizi. Etrafı incelemek için. Bilet fiyatları her bölüm için değişik olduğundan biz sadece kendi bölümümüzün koridorlarında gezebiliyoruz. (10 dolardan 200 dolara kadar değişik bilet seçenekleri var. Bizim biletimiz 25 dolarlıklardan) Koridorlar çok renkli. Sigara içenler için çok büyük bir teras-balkon karışımı bir bölüm var. Koridordan o bölüme çıkabiliyorsunuz sigara içiyorsanız. Salonun başka hiçbir yerinde sigara içilmiyor. (Yani bizim bulunduğumuz koridor için konuşuyorum).Biz de bu bölüme çıkıyoruz. Etrafımızda çeşit çeşit siyah-beyaz insanlar.. Kendimizi bu boyla bile kısa hissediyoruz..

Devre arasının en önemli hadisesi ise, koridorlarda maçtaki ilk Clippers’lıyı görüyor olmam. Siyah bir Clippers’lı, yanında üzerinde Lakers yada Clippers’ın herhangi bir materyali olmayan kız arkadaşıyla dolaşıyor onlarca Lakers’lı arasında.. “Clippers’lı da varmış demek ki” diye içimden geçiriyorum..

Tekrar maça dönüyoruz. Üçüncü çeyrekten itibaren molalarda skorbordda değişik atraksiyonlar yapıyorlar. Öncelikle çalan müzik eşliğinde salonda dans eden, şaklabanlık yapan tipleri skorbordda gösteriyorlar. Skorbordda kendini gören kişi şaklabanlığına şaklabanlık katıyor. Daha da oynamaya, dans etmeye başlıyor. Bir başka molada “Birinizi fan of the game seçeceğiz” diye bir anons yapılıyor. Bunun Türkçesi “hadi bakalım en çok kim maymunluk yapacak”. Herkes başlıyor oynamaya. Skorbordda yaklaşık 15-20 kişi gösteriyorlar ve en sonunda birini “fan of the game” seçiyorlar. “Congratulation bla bla bla…” şeklinde bir konuşma yapıyor anonscu spiker..Tam bir lunapark yani.. Garip garip işler.. Yine bir diğer molada, skorbordda salondaki insanların suratlarını gösterip kamera oyunlarıyla komik hale getiriyorlar. Millet gülüp eğleniyor. Diyorum ya, tam bir lunapark hali..

Yalnız molaların birinde “Kiss Me” denilen bir hadise var. “Kiss Me” diye bir şarkı eşliğinde skorbordda bir kalp şeklinin içinde sırayla salondaki çiftleri gösteriyorlar. Skorbordda kendini gören çift öpüşmeye başlıyor. Hahahahaa. Millet şapır şupur öpüşüyor. 15.000 kişi de skorborddan izliyor. İyi ve derinden öpüşen olursa salonda “waaooooovvv” şeklinde bir infial oluyor ve alkışlıyorlar. Alkışı duyan çocuk daha da bir gazla öpmeye devam ediyor. İlginç bir hadise yani..

Bu arada hemen her molada meşhur “Laker Girls Show” var. Oldukça da güzel..

Bazen rakibin faul atışlarında yine skorbordda “make some noise” yada “get loud” yazıyor. O zaman salondaki herkes bağırmaya başlıyor ve anlamsız bir gürültü oluyor. Faul atışlarında bağırılması gerektiği bile skorbordda yazıyor yani. Birde klasik uzun plastik boruları sallayarak veya birbirine vurarak faul atan kişinin dikkatini dağıtmaya çalışıyor pota arkasında oturanlar.. Lakers’ın ve Clippers’ın basketlerini atanlar, basketin hemen arkasından anons ediliyorlar. Ama Lakers’lılar çok daha fazla bağırarak tabii ki. Ayrıca Lakers’ın sayıları, sayının hemen ardından skorbordda tekrar gösteriliyor. Basketi atanların yanında faul yapanlar, stepsler, molalar hepsi anons ediliyor. Kararı bir an için anlamasanız bile anons sonunda ne olduğunu anlıyorsunuz. Bu güzel bir hadise. 3 sayılık basketlere özel bir ilgi var. Skorbordda basketten hemen sonra “yeah ! three pointer” yazısı çıkıyor. Afilli bir müzik çalınıyor. Spiker bağırıyor. Millet gaza geliyor. Bu anlarda salon gürültüden yıkılıyor adeta..

Maçı Lakers 113-102 kazanıyor.

Maç bitince bir müddet daha koridorlarda dolaştıktan sonra çıkış için en alt kata iniyoruz. İnerken iki yolunuz var. Ya yazının başında da bahsettiğim yaklaşık 15 kişi alabilen asansörlere biniyorsunuz (ki bu asansörlerden en az 3-4 tane var), yada yürüyen merdivenlerle iniyorsunuz. Yürüyen merdivenler çalışıyor, ve oldukça fazla sayıda var. Diyebilirim ki Akmerkez veya Capitol de bu kadar fazla ve büyük yürüyen merdiven yoktur. Çıkarken asansöre bindiğimiz için inerken yürüyen merdivenleri kullanıyoruz. Salonun koridorlarında her 10 metrede bir tv var. Maç oynanırken maçı tv den de seyrebiliyorsunuz. Kola almak için koridora çıktığınızda olan biteni kaçırma gibi bir şey söz konusu değil. Salonda meslekle de ilgili olarak dikkatimi çeken bir başka şey de Bank Of America’nın bir sürü ATM’sinin olması. Parası biten parasını çekiyor mis gibi. Hem millete kolaylık hem bankaya bir sürü potansiyel müşteri. Bizim İpekçide paran bitse kalıyorsun Zeytinburnu’nun ayazında..

Maç çıkışında Team LA mağazasını son bir kez daha geziyorum ve 5 tane daha Clippers’lıya rastlıyorum. Bunlar beyaz Clippers’lılar. Toplam gördüğüm Clippers’lı sayısı 6 oluyor yaklaşık 15.000 seyirci içinde..

Sonunda dünya gözüyle bir Lakers maçı seyretmenin, hemde bu maçın bir LA derbisine denk gelmesinin verdiği mutlulukla salondan ayrılıyorum..

22.10.2004 Cuma
Saat : 19:30

Pre-Season Shootout

Los Angeles Lakers : 113 – Los Angeles Clippers : 102

1.Quarter: 28 - 34 L.A.C.
2.Quarter: 61 - 53 L.A.L.
3.Quarter: 83 - 74 L.A.L.
4.Quarter: 113 - 102 L.A.L.

2 yorum:

Deep Blue dedi ki...

Gözümüzü açtığımızda Cooper'lı, Byron Scott'lı, Abdüljabbar'lı, Magic'li, Worthy'li, Kurt Rambis'li Lakers takımı vardı TRT1'de... daha ne olsun ki bunun üzerine... Boston'dan nefret ederim tabi ki haliyle...

osiris dedi ki...

Staples Center'da dünya gözüyle Kobe'yi izlemek istiyouz yıllardır ama İstanbul'a gelirse Kobe oda sayılır :))